28 Nisan 2017 Cuma

2.

hayatım
bir
çizgiye benziyor
ve
ben
cetvelle
bile
düz
çizgi çizemiyorum.
sadece
el yordamı ile
varıyorum bitişe
yamuk
yumuk
ve
dağınık
ama
sonuca varan.
zira dümdüz
çizmek
için cetvel
kullandığımda
sonuca varamıyorum.
bir
milim bile olsa
yana
kayıyorum


1.

rüzgardı,
o,
ufacık
eserdi
tatlı
ve
ılık,
omzumu
ona
bırakırdım
tüm
yaz
akşamlarında


27 Nisan 2017 Perşembe

Son Feci Bisiklet - Zaman Yok

-

dilime dolandıysa demek ki...

ama insan alışıyor,alışıyor,alışıyor...

kolaylık var

inşirah suresine denk geliyorsun,kalbinin sıkıştığı yerindeyken...şükürler olsun.

26 Nisan 2017 Çarşamba

sahne

“ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...” W.Shakespeare


hepimizin oynadığı bir oyun vardır evet.
puzzle yapar mesela insan;bütüne ulaşmak için doğru parçaları yerine yerleştirir.tüm parçalar yerleştiğinde tüm gerçek karşısına çıkar.oyunu bitirir.
domina taşını dizer sırasıyla,bu büyük dikkat gerektirir.her taşı bir diğer taşa olan uzaklığı,rüzgarın esintisi,ters bir haraket oyunu bitirir.lakin hesapta olmayan tek şey,oyun bittiğinde taşlara kendi dokunur.ve tüm hesaplarını,tüm emeğini yine kendi elleriyle yıkar.ve oyunu bitirir.
ve santraç oyunu en zeki olanlara bırakılmış bir oyundur.karşı karşıya oynanan bir oyundur bu.güçler aynıdır.oynayanların tüm hamlaleri akılını kullanarak yapması gerekir.ve en son şah çekmesi.mat olan oyunu kaybeder.
yıllardır düşünürüm.bir kere kendi kendine santraç oynayan bir adam görmüştüm.bir siyah taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor.bir beyaz taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor ve şah çekip mat oluyordu.ve sonuçta yendiği için mutlu oluyordu.ama aslında yenilende kendisiydi.bunu bilmiyor muydu? ben bu sorunun cevabını henüz bulamadım.bir bilen gören var mı?çünkü ben ne kadar iyi oynarsam oynayım bu sahne de bunun cevabını kesinlikle bulamayacağım.çünkü santraç oynamasını bilmiyorum ve öğrenebilecek bir zeka seviyesine sahip değilim.

25 Nisan 2017 Salı

tanrı her şeydeki doğruyu görür.

aslında dizi bağımlısı bir insan değilim.baştan sona kadar izlediğim bir dizi var desem yalan olur.Sadece bir tavsiye üzerine izlemeye başladım outlander'ı.1.sezon 16 .bölümü izledim en son.
bu bölüm yıkıldığım,kahrolduğum,ağladığım,yutkunamadığım sahnelerle dolu.yüzyıllarda geçse insanın en büyük düşmanının nefsi olduğunu bir kez daha gördüm.
dizi de oldukça sert sahneler var.mouse tıklayıp sahneyi ilerletebilirsiniz,bunu biliyorsunuz.bu cümleyi yazma sebebim ,izleyici yorumlarını okurken denk geldiğim bazı ifadeler.bir dizi izlerken ne din değiştirirsiniz,ne soy,ne cinsel tercihinizi değiştirirsiniz.
ben bu dizinin içinde öyle çok şey gördüm ki,öyle çok ders çıkarıyorum ki.abartıyor olabilirim.abartmayı  seviyorum zaten.her şeyi abartırım bu bir gerçek,üzüntüyü,acıyı,sevgiyi,yemek yemeyi,paylaşmayı,öfkemi,hayal kırıklıklarımı,dostluğumu,...
dizideki gibi bir zaman değişimi yaşamak istemem.sadece zamanda geri dönüp değiştirmek isteğim zamanlarım var.ama bu henüz gerçek değil.hata yapıyorsam bir daha aynı hatayı yapmamayı da öğreniyorum.bilime ve ilime güvenim sonsuz .belki bir gün geri dönüp düzeltme şansımız olabilir hatalarımızı.ama o zaman insan olmayı unutur muyuz emin değilim.
öleceğimizi bilsekte ölüm saatimizi bilmemenin Tanrının bize en büyük lütuflarından biri olduğuna inanıyorum.

dizi de şöyle bir söz geçiyor ''  Tanrı her şeydeki doğruyu görür..sendeki doğruyu da biliyor''

izlemek isterseniz
1.sezon 16 bölüm

24 Nisan 2017 Pazartesi

yarış

sen tutkularını al gel  ,yalan sevişlerini al,çokmuş gibi yaptığın her şeyini al,tüm yeteneklerini,en pahalı meyvayı al gel tezgahından,
ben bir turuncu alırım yanıma,belki küçük bir bulut.dalından bir çift kiraz alırım.





23 Nisan 2017 Pazar

panzehir

kitapları raflara ,kedileri kalbime dizdim.sarı tüylü ,tombul kediyi kalbimden çıkarıp masanın üstüne koydum.parmaklarımı ,kulaklarında gezdirdim.alnını okşadım,gözlerini öptüm.sonra hikayesini yazdım.aldım masadan geri kalbime koydum.sonra sırasıyla siyah kediyi,gri kediyi,beyaz kediyi sevdim.hikayelerini yazdım.
anlamsız gibi görünen lakin içine binlerce anlam sığdırdığım kelimeleri yanyana dizdim.
kediler bizim peyniri sevmiyor.ucuz peynir alıyorum diye bu tavrı takınıyorlar sanırım.önlerine fırlattığım peynire önce heyecanla koşuyorlar.sonra kokluyorlar.sonra geri çekiliyorlar.mahalle pazarından alıyorum peyniri .bir kalıp peynir alabilir miyim ? diyorum satıcıya.en ucuz beyaz peynirden açıkcası.peynirle aram iyi olmadığından.yoksa zeytinin en pahalısından alıyorum yarım kilo.öğlen arası çok acıkırsam zeytin ekmekle karnımı doyuruyorum.doymak demesekte bastırıyorum.
bastırıyorum işte.açlığımı bastırıyorum.öfkemi bastırır gibi.öfkemi bastırmak için kediler ve kelimeler yeterli geliyor.tanıdıklarım  anlatsam da ne hissettiğimi anlamayacak.biliyorum.anlamayacak.boşver diyecekler.değmez diyecekler.ama ne hissettiğimi bilmeyecekler.karnıma doğru akan şeyin ne olduğunu bilmeyecekler.kalbin içinden sızan şeyin ne olduğunu.ben sızan zehrin beni yoketmemesi için kedileri yazacağım.zeytinden bahsedeceğim...

.....
sosyal medyadan tüm fotoğraflarımızı sildim.boyuna ulaşabilmek için parmaklarımın üstünde yükseldiğim ,aynı boyda görünmemiz için onun dizlerini kırıp  baacaklarını eğdiğini kimsenin görmediği fotoğraflarımızı da sildim.bu bana önceden saçma gelirdi.neden insanların arasındaki bağlar koptuğunda fotoğraflarını siler ki derdim.eskiden de olurmuş.eski insanlar fotoğrafları silemediğinden keserlermiş.ama işte ben de yaptım.sildim.öfkeyle sildim.onu bir daha görmemek için sildim,görmemek için sildim.bilmemek,hatırlamamak için sildim.sevgim bitti.nefretim bitti.zehri kaldı.

22 Nisan 2017 Cumartesi

bazen solacağım ama

yaptıkları;

beynimin içine  bir ur gibi yerleşti.düşünmeyeceğim dedikçe,tekrar tekrar dönüp o uru kazımaya başlıyorum.deşeliyorum.hayret ediyorum,inanamıyorum.eminim bir süre sonra bu duygudan kurtulacacağım.bahara karışacağım.türk sanat müziği dinleyemeye devam edeceğim.elbette.

20 Nisan 2017 Perşembe

yapıcı eleştiri

pinterestte örgü örmüyorsun,
instagramda kahve içmiyorsun,
facebookta laf sokmuyorsun
söyle bana sen kimsin?
yoksa dünyaya binlerce ışık yılı uzak mısın,
hiç olmadı seyrettiğin dizileri yazsaydın,
sevgiline aşk hikayeleri yazmasanda olurdu,
okuduğun hiç mi kitap olmadı,altını çizdiğin satırları paylaşsaydın.
ben de sana yorum yazsaydım.
cahil misin anlayamıyorum seni.
twitteri unuttum sanma,
kaç karaktere sığar ki yalnızlığımız,

bunu hemen şimdi yazdım,böyle rap tarzı söylüyorsun ve ışık yılı uzak mısın derken,dümdüm tek tek diye vurmalı çalgı taklidi yapıyorsun, sonra acun abi beni dominik'e götürsene...


yorgunum

derin ve korkulu bir rüyanın içindeymişim gibi bir his,
onlarca kez uyanıyormuşum da aslında hiç uyanamıyormuşum gibi,
anneciğim saçlarımdan öper misin?
küçük bir çocuk muşum gibi öp.
hiç büyümeyecek mişim gibi sarıl.
çok büyüdüm.bu en büyük kabus.
ve bunu kabullenmek karabasan.
beni saçlarımdan öp ve sarıl bana,
zamanı şaşırtalım.nereye döneceğini bilmeden ilerlesin ibreler,
gündüzleri yıldızlar doğsun gökyüzünden,geceleri güzel rüyalar görelim hiç uyumadan.
bunları sana yazıyorum anneciğim,
şefkatine muhtaçmışım gibi yazıyorum.
büyümüşüm gibi yazıyorum.korkudan ağlıyormuşum gibi yazıyorum.
onlarca kez uyanıp hiç uyanamıyor muşum gibi yazıyorum.
beni saçlarımdan öp anneciğim,şefkatinle yıka.




vebal

çürümüşlük kokusu..
muz kabuğunun çürümesi gibi değil.
sepetin dibinde unutulmuş küçük bir patatesin çüremesinden bahsetmiyorum.
elbet biliyorum,bunlar da kötü kokuyor.vıcık vıcık bir koku.
ama ruhun çürümesinden bahsetmek istemiştim.
biliyor musun çürüyor ruh,
bedenin çürüdüğünde ortaya saldığı kokuya benzese de daha feci bu..
biliyor musun? başta güzel kokuyor ve aldanıyorsun.
çekici,cazip,dost, gibi ama yaklaştıkça ve bütünleştikçe ruhun gerçek özüne vardıkça anlıyorsun,çürümüşlüğünü,,içinde üreyen kurtçukları,vıcık vıcıklığıyla başbaşa kaldığını..
dönüşü yok üstelik.üstüne siniyor kokusu ve yaşanmışlık olarak yakana yapışıyor.
mecbursun böyle yaşlanacaksın.biriktirdiğin ve kötü bir anı olarak aklına kazıdığın çürümüş ruhlar ve yavaş yavaş çürüyen ruhunla ölümsüzleşeceksin.
bin kere ölsen,tekrar doğsan da değişmiyecek bu hikaye.
vebalini Tanrıya ödeme zamanı gelip çattığında...

19 Nisan 2017 Çarşamba

sezon


Outlander personality quiz: Who are you?-

kahvaltımı çabuk çabuk yapıyorum.bulaşıkları çabuk çabuk yıkıyorum.yerleri çabuk çabuk siliyorum.
sonra diziye kaldığım yerden devam ediyorum.bu aralar köstebek gibi yaşamak istiyorum.kafamı dışarı uzatasım yok.

foto netten alıntı.

14 Nisan 2017 Cuma

açlık

sonra her şey yazıya dönüşüyor.(şey'i her zaman ayrı yazmam gerektiğini öğreneli,her şey daha zor geliyor.duygularım azalmış gibi hissediyorum.)
bir tatlı kaşığı şeftali reçelini yazabilirim.şeftali kokusu geçmiş yazları hatırlatıyor.geçmiş birçok yaz.
bir kaşık şeftali reçelinin içine bir ömür sığar ,diyorum sana.bin dokuz yüz seksen yazından bahsedebiliriz.bin dokuz yüz doksan sekiz yazından bahsedebiliriz.ikibindört yazından.değişen şehirlerden,uykusuz gecelerden,kalabalık sabahlardan bahsedebiliriz.ikibinonüç yazından ...ayrılmışız,ege sahilleri ,terden alnımıza yapışan kahküllerimiz.elele tutuşsak avuçiçlerimiz tutuşuyor.,şehir nemden buharlaşıp kaybolacak gibi duruyor.sonra alışıyoruz.şehirle birlikte biz de kayboluyoruz.
sonra başka şeyler...yumuşak bir kurabiye hamuru hazırlıyoruz.yıldızlı kalıplarla hamuru kesiyoruz.ve tam onaltı tane yıldızlı kurabiye yapıyoruz.(ben en çok yıldızlı kurabiye severim.sen istersen tavşan kurabiye yapabilirsin)
her şey yazıya dönüşüp,sonsuzlaşıyor.(biz de sonsuzlaşabilir miyiz?)
saat 09:52
kahvaltı yapmadım.
çayın altını açabilir misin?

daha birçok şey


yanyana

yüzünde kaybolan bir gece gözlerinin tam altından yere düşüyor.
toparlarsam dağılıverecekmiş gibi,siyaha çalan koyu mavi gözlerin .



yürüyorum içimde

9 Nisan 2017 Pazar

evvel zaman içinde

beni bir kuyuya ittim yusuf.
kimse yoktu,kimse bakmıyordu,kuşlar bile uçmuyordu,
saatini hatırlamıyorum,
mevsim bir sonbahardı,
belki zaman durmuştu...
ben yaptım yusuf
ittim kendimi kuyuya,
yıllardır bekliyorum,
elimi uzatamıyorum,sesimi çıkaramıyorum.
yağmurlar yağdı,
çiçekler açtı,
geceler,gündüzler,aylar geçti üstümden,
nerdeyim,hangi gözdeyim,hangi sözdeyim
bilmiyorum.
bekliyorum.

Ahmet Ali Arslan @Akustikhane - İçimde Bir Dağ #Akustikhane #sesiniaç

-



''içimde bir dağ taşırım ''

3 Nisan 2017 Pazartesi

sessizlik

şimdi yanıbaşımda uzun bir sessizlik gibi duruyorsun.konuşsak iklim değişir.kuşlar göç eder.kelimeler hecelere bölünür.susalım.zamanın gerisinde kalmış gibi susalım.susmanın asaletiyle
bir tarih yazalım.medeniyetler değişsin susalım.nehirler kurusun,coğrafyalar değişsin.biz değişelim.
susalım.

Kalpsiz

Şişko Şükran Teyze ve kızı Özcan geldiği zaman evin içinde nereye saklanacağımızı bilemezdik.Kardeşimi ve beni durmadan çimdiklerdi.Bir tutt...