7 Aralık 2017 Perşembe

Kalpsiz

Şişko Şükran Teyze ve kızı Özcan geldiği zaman evin içinde nereye saklanacağımızı bilemezdik.Kardeşimi ve beni durmadan çimdiklerdi.Bir tuttumu morartana kadar bırakmazdı manyak .Biz avanak iki kız kardeşte sadece çığlık atardık.Bunlar hep annemin yüzünden oldu ama ,kimseye vurmayın,kimsenin kalbini kırmayın diye diye avanak olduk.Hala aynı kimsenin kalbini kırmayalım diye diye bizde kalp kalmadı. Eman neyse ,bugün hava mis gibi.çıkıp bir içime çekip geleyim.Ayağım için ilaç kullanıyorum.Daha iyi.Doktorda çok iyiydi hem.Saatlerce ameliyattan sonra polikiniğe gelip ,hastalarıyla ilgilendi.Bunun için çok üzüldüm.Allah doktorlarımıza güç versin. Öyle işte.

5 Aralık 2017 Salı

aslında fenomende olup,yemekte yapabilirdim ama çok uykum var...

bugün instagramda bir paylaşım gördüm.reklam içeriyordu ve insanlar altına sana hiç yakışmıyor reklam kokan haraketler yazmıştı.

bloglar arasında neden blog yazıyorsun? diye bir mim dolaşırdı önceden.ben bunu çok düşündüm.neden blog yazıyorum ...?
çünkü en kolayı blog yazmak.sanırım 2009 da ilk blogumu açmıştım.geleceğimin tam bu nokta olacağını düşünmemiştim.benimle birlikte blog yazanlar ya kitap yazarı oldu,ya da instagram fenomeni oldu.benim gibi bir kaç kişi hiçbir şey olamayanlar blog yazmakta halen inatlaşıyor.
instagram fenomeni olamazdım,devamlı bir koşuşturma içindeler çünkü.cafeye git kahve iç,tanıtımını yap,ipçiye git ip al,tanıtımını yap,zeytinciye git zeytin al,tanıtımını yap,iç çamaşırı almaya git ,tanıtımını yap,ben böyle şeyler yapamayacak kadar tembelim.geçen gün, çok koşturdum,evde yemek yok,kahvaltı yapıyoruz,yazmıştı bir fenomen.sanırım bu bir mesaiye dönüşmüş durumda ve ben buna sıcak bakmıyorum.ama sonuçta kadınlar para kazanıyor mu,kazanıyor,ne yapalım,saygı duyup geçelim.uzatmayalım.yani ben uzatmayayım.
kitap yazma konusuna gelince ,hep istedim doğru, lakin hiç başlamadım.dedim ya,çok tembelim ben.
sadece lafta ,laf salatasını çok güzel yaparım.

lakin artık salata yapamayacak kadar da yorgunum.bu blogu açarken kendimi sıkı sıkı tembihledim.bunu kapatmayacaksın ,dedim.ne olursa olsun.bu senin son blogun olacak ,dedim.evet bundan vazgeçmiş değilim.bu benim son blogum.kapatmayacağım.lakin şu bir gerçek ki,yazmak bana artık heyecan vermiyor.ya da sıkıldım biraz,bundan sonrası için ne yaparım bilmiyorum.belki hergün yazmaya devam ederim.belki de arada bir yazarım.belki de hiç yazmam.

ağlayacağım şimdi,...



4 Aralık 2017 Pazartesi

aman tanrım aklımı uçurdun...

*H.abiyle konuştum.nedir bu logarların durumu? gece bir hareketlenme oldu,ben böyle hareketlenmelerde panikliyorum.
abla ,dedi h.abi geçen sene buraları yapan adamlar işlerini iyi yapmamışlar,belediyeden gelen ekipte mırıldanıp,söylenmiş,bu bizim işimiz değil,diye.zaten işini kim düzgün yapıyor ki abi,dedim.valla abla dedi ,söylene söylene gitti.ben ona abi o bana abla diye devam eden sohbetimizin sonucunda ikimizde sinirlendik.

*yarın doktor randevum var.ölmeme ramak kala doktora gitme durumum vardır.illahi ki can çekişmeliyim.çünkü bıktım.bazen doktorlardan bıkıyorum,bazen hastanedeki kalabalıklardan,bazen başka şeylerden bıkıyorum.ama artık ayağım feci acı içinde.bir ayı geçti,topuğumda feci bir acı var.
yürümekte zorlanmaya başladım.ve artık kaçabileceğim bir yer kalmadı.yine kafamda doktorun bana soracağı ve benim vereceğim cevapları planlamaya başladım.niye hemen gelmedin? derse ne diyeceğim felan bunları planlıyorum.çünkü bıktım sizden diyemem.

dün zumba yaptım,evde.pazara gittim,saçımı boyatmaya gittim.evde biraz fazla ayakta kaldım.gece acı içinde kaldım.inşallah yarın bir şey çıkmaz ve çabuk iyileşebilirim.acın nerdeyse,canın orda oluyor.

*buraya şimdilik başka ne yazabilirim,inan ben de bilmiyorum.

*işte böyle

bugünlerde en çok bu şarkıyı dinliyorum LP-WHEN WE'RE HİGH


1 Aralık 2017 Cuma

not hot

gece birdenbire uyandım.saat 4 civarıydı.başımı sağa sola çeviremiyordum.sanki kafamın içi civa gibi kaygan ve ağır bir şeyle doluydu.öyle çok ağrı hissettim ki,kıpırdayamıyordum.yutkunmaya çalıştım.boğazımdaki yanma hissi konuyu algılamama sebep oldu.soğukalgınlığı,faranjit tarzı bir şey.
kafamı çok oynatmadan yataktan doğruldum.mutfağa gittim.bir tane ağrı kesici içtim.aynı şekilde yatağa geri döndüm.sonra 6.30 da alarm çalana kadar geri uyudum.

biraz önce sert bir kahve içtim.bir kaç blog yazısı okudum.eskiden sıkı sıkı bağlı olduğum blog aleminin artık ucunda,kıyında durduğumu biliyorum.her blogu okumuyorum.halen çok iyi yazanlara zaafım var.onları okumaktan hiç vazgeçemiyorum.mimlere katılmam,yorum çok yazmam.ayda ortalama 2-3 tane yorum yazmışlığım vardır.her bloga yorum yazacak kadar bir enerjim yok.yazı beni çekerse okurum.eski blog arkadaşlarımı takipte olmasam da bazen uğrayıp okurum.neden koptuğumuzu bilmiyorum.görüş farklılıkları olabilir belki.ama ben aynı görüşte olmasam da iyi yazıları okurum.eskisi gibi sevgiyle ve hevesle blog yazmayı çok isterdim.belki yaşla alakalı bir durum bu heves olayı.bilmiyorum.

haberleri izliyorum.izledikçe milyondolarlar ifadesinden nefret ediyorum.paradan nefret ediyorum.siyasetten nefret ediyorum.şiddetten nefret ediyorum.

fazıl say şöyle yazmış;

sabırlı ol,
güçlü ol,
içine çek nefesi.
hayatı,iyiyi içine çek,
evrendeki iyiden asla vazgeçme.

evrendeki iyiden asla vazgeçmemeye çalışıyorum.
umudumu bitirmemeye çalışıyorum.
bazı şeylere katlanamıyorum.
savaş suçlusu birinin kendini zehirlemesine katlanamıyorum mesela.
ve ya adının bile ne olduğunu tam anlayamadığım suçlululara katlanamıyorum.

çocuklar benim hassas noktam,yumuşak karnım.ne olursa olsun.onları yargılayamam.zengin,fakir diye yorumlayamam.ne olursa olsun,anne ve babalarının günahlarını onlara yükleyemem.
kim ne derse desin böyle düşünmeye devam edeceğim.

iyi günler dilerim

mans not hot

30 Kasım 2017 Perşembe

bıyıklı

foto netten alıntı...


günlerdir baş ağrısı çekiyorum.sıkıntıdan sanırım.ya da çok fazla uyumaktan.bugün erken uyandım.hayatımı düzene sokmalıyım,insan içine çıkmalıyım,yürümeliyim,dökülen yapraklara basınca çıkan sesin zevkine varmalıyım.bunun farkındayım.keşler gibi öğlene kadar uyuyup,şiş gözler ve sarkık kollu hırkamla evin içinde dolaşmamalıyım bunu da biliyorum.

bildiğim şeylere güvenerek,dışarı çıkayım ,pazara gideyim dedim.balkona çıkıp havayı kontrol ettim.epey soğuktu.dolaptan uzun mantomu çıkardım.elimi cebine attım.cebimden bir dikiş ipi,bir de on lira çıktı.çok sevindim.ayakkabılarımı giyinip kapıdan çıktım.yolu yarıladım.H.ile karşılaştım.ayaküstü konuşurken''abla bıyıkların çıkmış ,dedi..nasıl yani dedim.ben kaş ve bıyık konusunda takıntılıyım'' biliyorum bu imkansız ama ya gözümden kaçtıysa...evet saçlarımda biraz beyaz var.ama bıyık ..bu imkansız.eve dönsem diye düşündüm anında.bıyıklarım varsa dolaşamam.
sonra ,bana bunu söylemek zorunda mıydın ,dedim.yok belli olmuyor ,dedi sonra.şakacı biridir ama ,ya doğruysa ...
neyse dedim belki bıyıklı bıyıklı dolaşırsam bu takıntımdan kurtulurum.
pazara yürüdüm.köpekler dönercinin önüne serilmişler...arabalardan geçecek yer kalmamış,iki arabanın arasından göbeğimi içime çekerek geçebildim.sonra alışverişe başladım.yarım kilo fasulye,üç tane patlıcan,iki kilo patates aldım.sonra biraz kaşar loru ve tereyağ.
sonra eve döndüm.eve gelip hemen aynaya baktım.bıyıklarım yoktu.olsa görürdüm.
kuru incir ve kasımpatı almayı unutmuştum.
tekrar çıkmayı gözüm kesmiyor.insanlarla bu kadar temas yeterli bugünlük.yarın için çıkıp merkeze yürürüm,fırına uğrayıp ekmek alıp geri dönerim.bunu yapabilirim.
korkularımdan belki böylece kurtulabilirim.
korkuyorum ben artık insanlardan.hem de çok.


28 Kasım 2017 Salı

yamuk

Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
......

 ben büyüdükçe ,her şey büyüyor.çocukken gördüğüm gibi değil hiçbir şey.hiçbir bisküvi,kemal abinin hastaneye ziyaretime gelirken getirdiği petibör gibi lezzetli değil.daha sonraları çokça petibör yedim.sütle,çayla,suyla ..ama o tadı bulamadım.kemal abi sanırım benden 25 yaş büyüktü,öğretmendi.komşumuzdu onlar.elif ablam,nafiye ablam,kenan  abim,kemal abim. .balkonlarımızın bitişik olduğu en üst kattaki iki apartman dairesinde otururduk.annem yaptığı yemeklerden götürürdü onlara hep.babam hep destek olurdu ,abilik yapardı.ev sahibimiz belalıydı.çoktan rahmetli oldu.ortalıkta ev sahibimiz için çok laf dönerdi.nasıl öyle zengin olmuş,şehir efsanesi gibi yayılmıştı.parayı çok severdi.kira biraz gecikti mi,ortak ödenen su faturasının parası biraz gecikti mi,sopasıyla çıkardı rahmetli  kiracıların kapısına.kemal abimlerin kapısına dayanmış birgün rahmetli.çünkü kemal abim itiraz etmiş gelen su faturasının onlara düşen payına.faturayı görmek istemiş.rahmetli ev sahibi sonrasında çıkmış kapıya,polise de bunlar kominist diye şikayette bulunmuş.kapıda polisler.nafiye ablam ağlıyarak çalmış bizim kapıyı.annem ve babam hemen olaya karışmışlar.babamda polis zaten.gelen polis amcalarda tanıdık.kemal abimi kurtarmış işte,kuru iftiradan...şimdi ölmüş gitmiş bir herifin arkasından bunları yazmak bana yakışmasa da aslen gelmek istediğim konu,iftira işte.
böyle çamur at izi kalsın dedikleri.Allah kimsenin başına vermesin.iftira atanların da inşallah o kocaman ağızları yamulsun.

canım sıkılıyor benim.kendi hesabımı göremediğim ve ilahi adalete sığındığım için.
baktım İlhan Berk gibi şiir yazamıyorum.oturdum bunları yazdım.
iftira atanların koca ağızları yamulsun istiyorum.ilahi adalet bu dünyada yerini bulsun.
burda bir yağmur bir yağmur..
güzel şeyler yazmak istiyorum ,yazamıyorum.

24 Kasım 2017 Cuma

tasarım

bizim evde dün akşam sert rüzgarlar esti..po ders çalışmayı sevmiyor.sorguluyor devamlı,bu kağıtları üçgen yapıp ,yapıştırmak benim ne işime yarayacak, diyor.ona açıklamaktan ,yorulmuş durumdayım.akşam iki aydır elinde süründürdüğü tasarım ödevi,benim tarafımdan katledildi.ben beğenmedim,orası olmamış,burası olmamış derken .parça parça oldu tasarım.po gayet rahat,uykum var ,dedi.sonra ona beddua ettim.inşallah büyüyünce öğretmen olursun ve aynı senin gibi vurdumduymaz bir öğrencin olur ,dedim.odanın içi çok gerildi.M.olaya dahil ama sesini çıkarmıyor.ikimiz o parçaladığım ödevi düzeltmeye çalışıyoruz.yapmaya çalıştıkça,daha bozuluyor.ve biz boğuşurken ,po gidip uyudu.M.bana kızdı;çocuktan şaheser mi ,yapmasını bekliyorsun,dedi.
şaheser beklemiyordum ama ilgi göstermesini bekliyordum.M.de en çok ona kızıyor.ikimiz parçalanan ödevi tekrar birleştiremedik.
M. kalıp çıkarttı sonra tek tek  yapmaya başladık.sonra M.de uyudu.kağıtların ,yapıştırıcıların,içinde debelenmeye başladım.gece 2 olmuştu ve ben halen katla,kes,yapıştır yapıyordum.en sonunda çok düzgün olmasa da bitirdim.sonra içimden,şimdi bunları neden yaptırıyorlar ki acaba ,dedim.
hani arabayla giderken karmankarışık kavşaklar,hangi araba nerden geliyor belli olmayan ana caddelerin çizerleri acaba ,bunları neden öğreniyoruz diyen insanların mı eseriydi.bazen nasıl bir mimari,nasıl mühendislik dediğimiz ,yargıladığımız karmançorman işler bu sorgulamalardan dolayı mıydı?
ben bu aralar ebeveynlikte zorlanıyorum.odasını temizliyorum,mis gibi oluyor ama sonra tekrar darmanduman.çoraplar her yerde.alıştıramıyorum.çıkardığı yerde bırakıyor.masasının üstü kitap yığını.yapmıyorum bazen.ama o hiç rahatsız olmuyor.M. de bana biz buna ergenlik,diyoruz diyor.
Ama B. böyle değildi ,diyorum.iki çocuğum arasında kıyaslama yapıyorum,sonra vazgeçiyorum.
sanırım erkek çocuk ergenliği biraz daha zor ve şiddetli.anne ve baba daha sabırlı olmak zorunda.
elimizden geldiğince sakin oluyoruz.biz sakin oldukça işler daha sarpa sarıyor.cezalandırarak yaptırmak istemiyoruz.bazen seni sanayiye gönderelim de,aklın başına gelsin,diyoruz ama kendi söylediğimize kendimiz inanmıyoruz.
anne ve baba olmak,bir çocuğa ebeveynlik yapmak,iyi yetiştirebilmek gerçekten meşaketli.
kendime ve tüm ergen çocuğu olanlara sabır dilerken,en büyük şeyin sağlık olduğunu biliyor ve şükrediyorum.

anne blogu gibi oldu bu post ama içimden bunlar geçti.(sonra benim yazılarımdan ötürü yirmili yaşlarda sanıyorlar,sanmasınlar..bildiğin teyzeyim yani)


23 Kasım 2017 Perşembe

yeşil bir dev


dürüstlük,doğrulukla bir sanırdım önceden..bazı kavramları yanlış yorumluyor olabiliriz.
bozkırkurdu'nda bu satırlara denk gelince ,genişlemeye başladım.algım büyümeye ve kafamın içinde dağılmaya başladı.

şöyle bir şey düşündüm.belki yersiz bir şekilde;adamın niyeti kötüdür ve niyeti neyse tavrı da odur.direk,bodoslama hiç kıvırmadan,yağa ,bala yatırmadan belli eder kendini.bu ilk başta kötü hissettirse de,adamın bu nokta da dürüst olduğunu düşünebilmek algımın nasıl büyüdüğüne işaret eder.o açıdan yargıdan vazgeçerim.

yüzünüze gülüp,arkanızdan iş çevirenler bu noktada, dürüst olduğundan bahsettiğinde sadece gülüp geçmek en iyi çözümdür.o sahtekarlarla uğraşamayacığınızı bilmeniz ve gülüp geçmeniz gereklidir.
bana gelecek olursak,sanırım Tanrı bana sonsuz bir sabır bahşetmiş.bu sabır bazen beni bile hayrete düşürüyor.lakin bu noktada bir sıkıntı oluşuyor bünyemde.sabır taşı patlayınca ,içim dışıma çıkınca,
gözüm hiçbir şeyi görmüyor.şehri bile birbirine katarım,yapıyorum bunu.bünyeme bir özgüven hasıl oluyor o anda,içimden yeşil bir dev çıkıyor.bunu nasıl yapabiliyorum ,inanamıyorum ama yapıyorum.
ehheee ehhheee...

velhasıl öyle işte.

(video sorunlu sanırım,tekrar tekrar deniyorum,lakin yükleyemiyorum)


22 Kasım 2017 Çarşamba

sadece

-
 İçinde yarattığın boşluktan at kendini
Kolay olmayan ne varsa yap yor kendini
 Saklı kalmış yüzün mavi gündüzün gibi
Karış kalabalıklara kavgaysa kavga ne var sanki 
Yüksekten mi yoksa düşmekten mi
Kalmaktan mı yoksa gitmekten mi
Yüksekten mi yoksa düşmekten mi korkarsın
.......

şu saat oldu.bir lokma bir şey yemedim.böyle oluyorum bazen.bir lokma bir şey yemek gelmiyor içimden .sadece düşünüyorum.sadece.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Anlar

gelecekte yaşıyor muşum gibi davranıyorum.ikibinellilerden felan bahsetmiyorum.sadece bir,iki sene sonrası.bunu özlüyor muşum gibi hem de.bilmediğim ,yaşamadığım,hissetmediğim,dokunmadığım anları özlüyormuş gibi yaşıyorum.bahçeye belki de balkondaki saksılara kasımpatı dikeceğim.sarı renkli,eflatun renkli de olabilir.her sabah gidip sulayacağım çiçeklerimi,patatesler,minik domatesler de yetiştirebilirim.koltuklar zaten değişecek,fırında öyle,bulaşık makinasıda .bir veya iki sene sonra.saçlarımda uzar.omuzlarımda kesebilir misin? demiştim kuaföre.omuz anlayışımız çok farklıymış.ensemden omuza geçişteki yer sanmış ,şak diye biçti.istemediğim kadar kısa.yaza kadar uzar elbet.kısa saç bana hiç yakışmaz.kafam biraz büyük.yani kocakafalıyım.her açıdan .kocakafalı biri.uzun saç daha iyi oluyor .biraz daha iyi.
başka şeyler de olabilir gelecekte.hayalini kurduğum şeyler gerçek olabilir.ürkekliğim geçer ve cesaretimi toplayabilirsem ,yapabilirim.bazen kalbimin pır pır ederken uçabileceğini düşünüyorum.
mesela güzel bir öykü yazmayı hayal edince.kalbim kanatlanıyor.tam uçacakken ,gözlerimi açıyorum ve pat düşüyorum.bu hep oluyor.güzel şeyler hayal ediyorum.tam bunu gerçekleştirmek için bir ,iki adım attığımda geri vazgeçiyorum.
işte böyle geçiyor hayatım.



.......



Bunları yazıp öylece bırakmışım.Sonu gelmemiş yazımın.Yaşanmamış şeylerin sonu olmuyor işte.Başlamamışken biter mi,hiç?

17 Kasım 2017 Cuma

bir parçasını hep artırıyorum kendimin.

kendi kalbimi kendim kırıyorum.
ummaktan belki de.
güzel hayaller kurmaktan daha çok.
beklemekten.
beklemekten hep.
ben.

*kırtasiyeye gidip adi bir marka yapıştırıcı alayım.nasıl olsa hep kırık.hep.


kavga

15 Kasım 2017 Çarşamba

Bi fotoğraf çekilebilir miyiz? -2










Her fotoğrafımın ayrı bir hikayesi var.Komik,maceralı,yağmurlu,kavgalı felan.Sonra belki uzun uzun anlatabilirim.

14 Kasım 2017 Salı

Atak

Elmalı tarçınlı bir kek pişirdim.ev buram buram tarçın kokuyor.sıcak olma hissi uyandırıyor bu koku bende.bunu seviyorum.kek pişirirken mutlu olabiliyorum.mutluluğun böyle basit olduğunu da biliyorum.dün biraz karamsardım.mutsuz değil karamsar.kendini ifade etmek isteyip,bunun için hiçbir şey yapmayan insanların karamsarlığından.sadece şikayet edip,mızmızlanan insanların karamsarlığı işte.dönemsel karamsarlıklar .bugün kek ve kahveyi hüpletince biraz ferahladım.sıkıntısını yemek yiyip bastıran insanlar gibi.en sonunda çok şişman olacağım.yerimden kalkamayacak kadar hem de.

Googleye izmir'de seramik kursu yazıp arattırdım.bana en yakın adres konak'ta gibi görünüyor.yani uzak yine de.  yakın bir yerde bulursam gitmek istiyorum aslında.bu ilçede hiçbir faaliyette bulunmam artık.soğuttular beni.iğreniyorum hatta bu ilçede bir şey yapmaktan.

Yaza başka şehre gitmez isem,başka ilçeye taşınacağım.burası çağ atlayamayan bir yer.hergün ya su kesilir,ya elektrik ya da ikisi birden.izmir'i sevsem de burayı sevmiyorum.yine şikayet ve mızmızlanma atağı geçiriyorum sanırım ...belki de geçimsiz olan benimdir.kendim.öyle olabilir.geçinmek istemiyorum bazen insanlarla,şehirlerle,kedilerle,kuşlarla.sadece çocuklar hariç.
Çocuklarla hep geçinebiliyorum.Bu aralar en çok arda'yla geçiniyorum.ikimizin bir fotoğraf albümünü yapacağım.Arda canım benim.

Gidip bir dilim kek yesem mi dedim .ama vazgeçtim.kekler cezbedicidir ama kanmamak gereklidir.









13 Kasım 2017 Pazartesi

bi fotoğraf çekilebilir miyiz?

bloga fotoğraf ekleyip biraz renklendireyim ,dedim.biraz önce çektim fotoyu.ve siyah beyaz.renk yok yani.hayatım gibi.acıklı şarkılar dinleyip,ağlamaklı yazılar yazmak istesem de yapamıyorum artık.bir aralar öyle yazabiliyordum.şimdi yazmıyorum,elim varmıyor.yazı yazmakta zor geliyor gerçi artık.
evde yemek yapıp,toz silip ,çay demlemeye üşenip ,sallama çay içen bir insan nereye kadar hayal gücünü kullanıp yazı yazabilir ki..

hayatımdan şikayetçi değilim lakin bildiklerimi içime attığım için sıkıntılıyım.işe yaramadığımı hissediyorum.ve içime çekiliyorum yavaş yavaş.
annemin kardeşimin peşinden neden bu kadar çok koşturduğunu daha iyi anlıyorum artık.bana geldiği zaman elini sıcak sudan soğuk suya değdirmediğim annem,kardeşimle beraber yaşamayı daha çok seviyor.çünkü kardeşimin anneme ihtiyacı var.ve annem ''işe yaramanın'' mutluluğunu yaşıyor .çocuklarına bakıyor.yemeğini pişiriyor.mutfağını topluyor.ikisi de bu yaşantıdan memnun aslında.bazen ayrı ayrı bana şikayet etselerde ...
bazen bu düşündüklerimi buralara neden yazdığımı merak ediyorum.okuyanlara vermek istediğim mesaj ne.? kaliteli filmler izleyip, kritiğini yapıp ,okuyucuyu bilgilendirmek gibi değil bu yazdıklarım.
sadece o an aklımdan geçen şeyler.gezi fotoğraflarımı paylaşsam bile daha yaralı olurdu.yüzlerce fotoğraf çekmişim.
ama içimden bir şey yapmak gelmiyor işte.sadece düşünüp,düşünüp,düşünüyorum.
en azından bu yazıyı bitirken bir iki güzel söz yazabilirim.

kandırmak için.
kendimi.

yapabilirim ,değil mi?

***bi fotoğraf çekilebilir miyiz?


6 Kasım 2017 Pazartesi

kısa kısa

*haftasonu kemeraltından yaban mersini aldım.kendimi yaban mersini yoluna adadım.bu nasıl olur diye düşünelim.yaban mersini beni cezbetti.sadece yaban mersini yiyerek yaşayabilirim diye düşünüyordum.ama fazla tüketmemek gerekiyormuş.fazla her şey zehirdir,gibi bir görüşe sahip oldum.
*yine çok şeye sinir oldum.okulda çocukların spor salonu yok ve buna fazla takılmıyorum.çünkü o duruma geldim.daha öncesinde çocukların giyinme odası yok.şanslılarsa boş sınıflarda üst değiştiriyorlar.bu çözülemeyen bir durum.daha iyi okullara gönderebilirdim elbette,ama göndermedim.
yanlış yaptım belki ama hayat her zaman altın tabakta sunulmuyor.çocuklarım bunu öğrenmek zorundalar.başlarının çaresine bakmayı öğrenmeliler.zor da olsa bunu kabul ettirdim kendime.
*kızım mesleki açıdan istediğine ulaştı.belki hayallerine demeliyim.onu da mahalledeki okula yollamıştım.tuvaletleri pisti okulların,imkanları sınırlıydı.sonuçta istediği okulu bitirip,kariyerine en üst seviyeden başladı.çünkü bunu haketti.bir keresinde görmüştüm,dirsekleri yara olmuştu ders çalışmaktan.içim sızlamıştı.kütüphanede sabahlıyordu okulun son zamanlarında.uyumadan sınava giriyordu.ben telaşlanıyordum.ama o, bunu seçmişti.mezun oldu ve olmak istediği yerde.bazen yanımda olsun istiyorum.dizimin dibinde.ama tanıdıklar ''artık olmaz'' diyorlar.sağlık olsun,diyorum.başka çaresi yok.
*yaban mersini yerken ,hayata ne çok anlam yüklediğimi sorgulamaya başladım.çünkü bana iyi olma,iyileşme hissi veriyor.ayağımdaki ağrı geçer,belimdeki ağrı azalır,bel çevremdeki yağlanma yok olur,böbreklerim güzel çalışır hissi.her tanesinde ölümsüzlük iksiri içiyormuşum gibi bir his.
kafam karışıyor.
*belki anlatacağım çok şey vardır.belki de gereksizdir.belki de sonra yazarım.bilmiyorum.
*napıyım. (ah benim hayatım)

30 Ekim 2017 Pazartesi

değişim,belki dönüşüm

*adam arkamdan küfür etti sanırım ,tam anlamadım dediklerini.trafiğin ortasında kalmıştım .gaziemir'de.akşam trafiği bime gidip hassas tüylü ekstra yumuşak diş fırçası bakmıştım.kalmamıştı.karşıya geçmek için çok bekledim.lakin arabalar geçmeme izin vermedi.ben de kendimi attım yola.ilk düzlüğü geçtim ve ortada kaldım.ortada kalmak çok kötü.ne yapacağımı şaşırdım.arabalar yayaya yol vermiyor.sağ bacağımı yola doğru attım.eski model bir renodaki adam durmadı ilk etapta ,ben bacağımı yola atmıştım bir kere dönemedim.adam fren yaptı.kaos.ben karşı kıyıya vardım.ve sonra açık penceresinden arkamdan bir şeyler söylediklerini duydum.kafamı çevirip bakmadım bile.kavga edecek halim yoktu.belki biraz suçluydum.belki de o yüzden.

*instagramda kendine kulak felan yapıp geyik gibi konuşan bir kadının paylaşımını beğendim.yan binadaki komşu.
gerçek hayatta da geyik gibi konuşuyor zaten.(geyik nasıl konuşur demeyiniz lütfen,anladınız bir şekilde)
çünkü artık vazgeçtim.çünkü ben düzeltemem.düzene uymasamda ,bir kalp yapıp karşımdaki geyik kulakları takıp,geyik gibi konuşan komşumu mutlu edebilirim.

*neden sadece 29 ekimlerde cumhuriyeti kutluyoruz.mesela 20 temmuzda cumhuriyeti kutlasak sosyal hesaplarımızda olmaz mı? burada amacım asi olmak değil.sadece bazen bunları düşünüyorum.tamam biliyorum 29 ekim benim içinde kutsal.ben bu günü kutsal sayıyorum.ama bu paylaşımlara takılıyor aklım.klavye delikanlısı olmakla aynı gibi geliyor.sonra yumuşuyorum insanlar cumhuriyrtini kutluyor diye seviniyorum.

*ben sanki ne yaptığımı biliyor muyum?
grinin elli bin tonu gibi bir ruh yaşantım var benim.tonuyla ilgilenmiyorum.benim sıkıntım gri de.gri olmayı sevmiyorum ama böyle davranıyorum.öyle ortada olmak işte.ilk etapta bahsetmiştim bundan.ortada olmak kötü bir şey.ben oldum siz olmayın lütfen.

*ev şu an tertemiz ve karnım çok acıktı.

*sen iyisindir inşallah .

26 Ekim 2017 Perşembe

24 Ekim 2017 Salı

gibi sımsıcak

İdiller Gazeli



gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak


sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı


gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr


çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a


aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran


heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan


gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan

burda çok yağmur yağıyor.elektrikler kesiliyor.aklımda hep bu şiir .su içerken aklıma geliyor.saçlarımı toplarken.
buzdolabını  silerken.kahvemi yudumlarken.hep bu şiir.

gibi çocuk

ve bu satırları yazarken...

son bir haftada çok şeyler yaşadım.bunları buraya yazmak istemiyorum.

17 Ekim 2017 Salı

acının ilacı

dün biraz kırılmıştım galiba.hak etmeyen şeylerin her alanda takdir görmesine.gündemde kalmak adına tuhaf şeyler yapılmasına.tuhaf şeyler yapmak bazen güzeldir ama her zaman değil.
kaliteli yazan,gerçekten çok iyi yazanların okunmaması ve laga luga yapanların çok okunması canımı sıkıyordu.ben kendimden bahsetmiyorum.bir bloggera çok iyi yazdığını söylediğimde,o zaman neden çok okuyucum yok ,demişti.
bunun sebeplerini zaten biliyordu.yorum yapmadım.
işte canım sıkılıyordu.sonra dedim ki içimden,ortadoğu yıkılırken sen böyle şeyleri neden düşünürsun ki ,sersem dedim kendime.insanlar birbirini öldürüyor ve neden öldürdüğünü bile bilmiyor.
vazgeçtim yani böyle ucuz şeyleri düşünmekten.
ben artık bildiğim gibi yazarım ve başka şeyleri düşünmem.bunları yazmak istedim.canımı artık sıkmayacağım.
canımızı sıkacak öyle çok şey var ki.öyle çok şey.

(evet dünkü yazım her zamankinden daha çok okundu ...çokta miklemedim..)


adamlar tık tık






16 Ekim 2017 Pazartesi

''bu kız beni sever''

naifliğimin orta yerinde pijamalarım ve puantiyeli fincanımla birlikte oturuyorum.saçım çok dağınık ve gözlerim şiş.
burnum tıkalı.her sabah böyle oluyor.nefes almak güçleşiyor.
yine gereksiz şeylere kafa yoruyorum.bu benim vazgeçilmez yanım.gereksiz şeylere kafa yormak.

yazar burada çayından bir yudum içti .(yani yazar ben. ahhaa haaa)

böyle herkes bir yazar olmuş canım,benim neyim eksik.biraz kurgu da eksik hissediyorum kendimi.kurgu yapabilirsem olabilecek.zaten ''brautigan'' talihsiz kadın kitabında günlük yazmanın en iyi seçenek olduğunu söylemişti öğrencisine.tam dialogu bulursam eklerim buraya.

evet günlük yazmak!
günlük yazmanın bir cazibesi olmalı bence.cazibe dediysem günlüğün içine ''çok terlemiştim ,bir duş aldım'' gibi kelimelerden bahsetmiyorum kardeşlerim..birçok yerde buna denk geliyorum.sıkıcı laflar edip ,duş aldım yazmak
günü kurtarıyor sanırım.
ben daha okunur ve sıkmayan yazılardan bahsediyorum.

dün meczup kardeşin bir yazısına yorum yazmıştım.aslında çok haklı bulmuştum yazısını.yazınızın içine böyle cezbedici şeyler atarsanız daha çok okunursunuz.mesela tozları sildim,yemekleri yaptım,yedim sonra çok sıkıldım ,bir duş aldım örneği gibi.sonra gelsin binlerce tıklamalar.

yazar burada telefonuna baktı,watsap grubundan gelen bir mesajı okudu.(yazar benim yani ahhaaa ahhha.bu çok hoş)


tekrar konuya dönecek olursak ,
(yazarın biraz kafası dağıldı da,yani ben)

evet! günlük yazmaktan bahsediyordum,
aslında ne yazayım diye düşünmeye gerek kalmıyor ,şöyle ki,
sabah uyandım,pencereden dışarıya baktım,kuşlar ne güzeldi,benim canım kuşlar.sonra bakkala gidip ekmek aldım.
fıstık ezmesi yedim.fıstık ezmesini kendim yaptım.önce fıstıkları temizledim.sonra ocakta biraz ısıttım fıstıkları,rengini çok koyulaştırmadım .ısınan fıstıkları mutfak robotunun içine attım ,iyice parçalandılar.sonra biraz ayçiçek yağı ekledim.sonra iki tatlı kaşığı pudra şekeri ekledim.tekrar robotta şöyle bir karıştırdım.tattaraaamm,işte oldu fıstık ezmesi.canım ısınan fıstıklar.sonra bir duş aldım.
sonra bugün çok işlerim var.malum pazartesi..bıdı bıdı..
gibi şeyler yazabilirsiniz canım...
gerçekten çok kolay .
hem cazibeli,hem öğretici,
binlerce okuma adına,peh peh...

(yani ben,yazının sonunu nasıl bağlayacağını düşünüyordum tam da şimdi)

yani ben bu yazıyı yazarken birazcık oynuyordum oturduğum yerde,omuzlarımı felan oynatıyorum,çünkü son feci bisikletten ''bu kız'' şarkısını dinliyorum.çok keyif alıyorum bu şarkıyı dinlerken.
ama yemin ederim ''biseksüel'' değilim.şarkı çok keyfli ...

ben neler yazdım hiç bilemiyorum .(yani ben.)
hiçte komik değilim .



13 Ekim 2017 Cuma

düşünme kaybolursun ...

bazen durup durup gülüyorum kendi kendime.aslında hiçbir şey yapamıyor olmanın verdiği bir tepki bu sanırım.bön bön izliyorum haber programlarını.sonra gülme atakları geçiriyorum.sanırım ağlamak istediğim anlarda gülmeye başlıyorum.delirmek böyle bir şey sanırım.ya da kaybolmak böyle bir şey.ne yapacağımı bilememek.dünya,hayat bu kadar karışık, bu kadar kaos, bu kadar kirli olabilir mi? ve bunun kaynağı insan başka hiçbir şey değil.
sonra işte kayboluş.bozulan tepkiler,gülme atakları..ağlamak normal ama gülmek niye.bunu niye yapıyorum bilmiyorum.
 Ö. ile küçük çaptada olsa dolandırıldık.tek sebebi aslında akıllı olduğumuzu sandığımız noktada başlıyor.akıllı geçinip bu kadar saf nasıl olabiliriz ki? sonra işte birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz.sonra nasıl bu kadar saf olabiliriz ki deyip,tekrar gülmeye başlıyoruz.öyle çok gülüyoruz ki,metro istasyon merdivenlerinden inerken sesimiz yankılanıyor.dolandırılan insanları kınamayın!anlık bir şey.belki kendi zaaflarımız,korkularımız ,kıymet verdiklerimiz yüzünden kandırılabiliyoruz.kazık kadar büyümüş olmak,bulunduğun mevki,kültürel yapı,farketmiyor.bir insan diğer bir insan tarafından kandırılıyor.iki saniye içinde oluyor bunlar.bu kadar saf olabiliyorsak müstahak! diyorum .müstahak sıfatının sözlükteki ikinci anlamı

''bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza'' 


yani layık olma var işin içinde.yani biz neye layıksak o.az veya fazla değil.tam kıvamında bir ölçü.şikayet etmenin 
bir geçerliliği yok.ondan dolayı artık başıma bir iş geldiğinde öncelikle kendimi sorguluyorum.ve sonuçta suçlu ben çıkıyorum.ben yanlış davranmasaydım,başıma kötü şeyler gelmezdi.ya da çok çabaladım ve bu başarıyı hak ettim gibi bir sonuç elde edebiliyorum.bu doğru bir davranış mı bilmiyorum.lakin insanlar hiç günahı olmadanda kötü şeyler yaşayabiliyor.sanırım bu başka bir konu.


ben müstahak olmaktan bahsediyorum.


kalbim sıkışıyor!





No  Land......

11 Ekim 2017 Çarşamba

''ama soru sormasan''

lafa nerden başlayacağımı bilemiyorum.iki saat düşünüyorum lafa nerden başlasam diye.sonra konu neydi onu unutuyorum.bazen şaka gibi hissediyorum kendimi.gerçek hayatımda çok fazla konuşmuyorum aslında.yazarken bir şey oluyor.her şeyi yazmak geliyor içimden.buraya her şeyi yazabilirim çünkü.okumadığım bir kitabı okumuş gibi yazabilirim.seyretmediğim bir filmi seyretmiş gibi de ...her şey mümkün.ama dinlemediğim bir şarkıyı dinlemiş gibi yapamıyorum.bu kadar sahtekar hissedemiyorum.şimdi bunları niye yazıyorum.blog haricinde bir instagram hesabım var.face ve twitter gibi sosyal medya oluşumlarımdan kurtuldum.vakit kaybı.instagram hesabımda konu ,komşu,hısım,akraba takibinde.biraz laf sokuşturup bir şey paylaşsam üstüne alınanlar oluyor felan.sana yazmadım valla diyorum sorduklarında.ya da abim , kim üzüyor seni çabuk söyle ,dağıtırım orayı felan diye mesaj yazabiliyor.sonra valla diyorum bir şey yok.böyle bir sıkıntı oluyor instagram hayatımda.orayı kapatmak istemiyorum...aslında boş bir hesabım var.boş duruyor öyle.tanıdık kimseyi eklemeyeceğim kesin.eski baya öyle açık duruyor.yani şurası.ama öylece bomboş.belki gerçek sanal hayatımdan çok sıkıldığımda sahte sanal hayatımdan bir şeyler paylaşırım.paylaşmadan duramıyorum bunu zaten biliyorsunuz.

aslında instagram kullanıcılarına biraz saracaktım burda.her şeyin suyunu çıkarıyorsunuz fenomenler.anket diye bir özellik eklenmiş.ben denemedim.lakin hangi renk çorabı giysem diye anket nedir yahu.cehennemin dibini giy inşallah diye yazamadım ,içimde kalmasın.zaten buraya her şey yazabiliriz.böyle bir meydan ,durma koş.

işim çok ,başka bir ilçeye pazara gideceğim arkadaşımla.pazara gitmek için önce otobüse sonra izbana bineceğim.
maksat muhabbet olsun.
pazara gidince çekip kabak fotoğraflarını instagramda paylaşırsam sakın şaşırmayın.

şarkım canım


9 Ekim 2017 Pazartesi

Zayıflamaca

Büyüyünce raki balboğa olacaktım.İnanırsan başarırsın Ayşe.

6 Ekim 2017 Cuma

''kendimi sebze gibi hissediyorum''

balkona çıkıp rüzgarı dinlemek ve serinliğini yüzümde hissetmek bir anlığına da olsa herşeyi unutturuyor bana .bunu buraya edebiyat yapmak için yazmıyorum.hafif serin esen rüzgarla aram hep iyi olmuştur.üşütmeyen hafif huzur veren rüzgarla.
günlerdir kendi kendimle atışıyorum.biliyorum sonuç çıkmayacak.en iyi arkadaşımdan neden artık nefret ettiğimi soruyorum kendime.kullanılmışlık hissi beni kahrediyor.yüzüne tükürmek istiyorum.ve yanlış yaptığım bazı şeyler.
keşke her şey çay dolu bir bardağı düşürüp kırmak kadar basit olsaydı.çocukken bunu yaptığımda kızarlardı.kahvaltı yaparken çay dolu bardağı kırmaktan çok korkardım.tek korkum bu olsaydı şimdilerde.ne güzel olurdu.
kardeşime dün akşam telefonda ben artık ,sesinizi duyup fakat sarılamamaktan çok yoruldum dedim.yoruldum gerçekten.fakat hemen sonra seslerini bile duyabildiğim için şükrettim.ben kendi kendime geliştirdim bunu,isyan edip sonra şükretmek.
insan mutluluk oyunu oynamaya mecburdur.kınamayın.ayakta kalabilmek,sabredebilmek için oynanan bir oyun.
bugün yine ne pişireceğime karar veremiyorum.akşama arkadaşlarımız gelecek.bir şeyler pişirmem gerek.markete çıkmam gerekiyor .bu dünyanın en zor işi bence.markete gitmek.hiç sevmiyorum.(yazarken konu bütünlüğü sağlayamıyorum,ordan oraya)

dün tv izliyordum.çok şişman bir delikanlı vardı.çok şişmandı ,yürüyemiyordu ve tedavi ediyorlardı..
kendini nasıl hissettiğini anlatıyordu;

kendimi sebze gibi hissediyorum burda yatarken ve sadece kollarımı oynatabiliyorum ,demişti.

ben çok etkilenmiştim.

ben de kendimi sebze gibi hissediyordum çünkü.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Hesap ve kitap

ısınsın diye ısıtıcıya su doldurdum.Kahve içmek istiyorum.feci temizlik yaptım.sabah biraz hastaydım.sabah yürüyüşleri yüzünden üşüttüm sanırım.ne sıcak,ne soğuk bana göre değil.ılık olmalı bence hava.sıcakta ağlayan ben ,soğukta titriyorum.bunları buraya yazmamım kime ne faydası varsa.bu benim hesaplaşmam.kimseyi karıştırmak istemiyorum.gidip kahveyi hazırlayayım.

28 Eylül 2017 Perşembe

27 Eylül 2017 Çarşamba

kısa kısa

* nar ağacını bitirmedim.kitaplığın rafında öylece duruyor.bunu isteyerek yapıyorum.hergün kitaplığın önünden geçerken bakıyorum kitaba.yarım kalmışlığı,unutmamayı,özlemeyi,beklemeyi,bilmeyi istemeyi anımsatıyor bana.
bazı kitaplar içinde yazılandan çok hissettirdiği duygularıyla kalırlar aklınızda,kalbinizde.nar ağacı biterse,unuturum diye korkuyorum.(sen okudun mu nar ağacını,bitirdin mi peki?) kitaplar güzel şeylerdir.bazen düşünürüm.insanlar niçin kitap yazarlar.neden kitap okurlar.başka derdimiz mi yok allahaşkına.

*instagramda bir hesap takip ediyorum.Hüsra'nın fotoğrafları,hikayeleri,yaşamı...sanki hayalimdeki yaşam tarzı.
gösterişsiz,sade,gürültüsüz ..bir pencere kenarına oturup sessizce doğayı izlemek en büyük hayalimdi.olmayacak bir hayal bu,olmayacak.akıp giden nehri,karlı dağları uzun uzun hiçbir şey düşünmeden izleyemeyeceğim.trafikte cebelleşip,belki de bazen küfredip,sinirlenip sinirlenip yaşayıp gideceğim.umarım hüsra bağlantı verdiğim için kızmaz.

*kimseye çok değer verme diyor Hülya.Hülya diyorum ,ben inanıyorum diyorum.çok çabuk kanıyorum.biri sen benim canımsın dediğinde çok inanıyorum.onun canıyım sanıyorum.canıyımda ben olmazsam nefes alamaz sanıyorum,diyorum.sanma diyor.ama diyorum,insanlar böyle yaşayabilir mi?
yaşar ,diyor.belki de hülya haklıdır,insanlar öyle daha güzel yaşarlar.

*şu duygusallığımla öleceğim sanıyorum.okuyup hüngür hüngür ağladığım kitaplara ikinci kez okuduğumda da ağlıyorum.o anda annem arasa sesimden anlıyor.üşütmüşüm biraz ,diyorum anneme.yalan söylüyorum.çünkü anneme kitap okudum ve çok acıklıydı ağladım desem,bana ne tepki verir ,bilmiyorum.belki uçağa biner ve gelir.
gerçi annem eskisi gibi değil.epey yaşlandı.bazen onunla konuşurken şaşırıp kalıyorum.çok küçük şeyleri büyük şeyler gibi anlatabiliyor.ya da ben çok büyük ve heyecanlı bir şey anlattığımda sanki normal bir şeymiş gibi tepki vermiyor.tekrar anlatıyorum.yine tepki vermiyor..anne beni anladın mı ,diyorum.anladım, diyor.ama ben anlamadığını biliyorum.böyle böyle şeyler işte.

*taha 26....kaç kez okudum.kaç kez.bunda ne var diyebilirsin.daha yeni özünü kavradım.daha yeni.bazen çok anlayışsız oluyorum.


*havaların birden soğuması dengemi alt üst etti.sabah uyandığımda tirtir titriyorum.aslında bu hissi özlemiştim.ama ani oldu.çok ani.


*imla kurallarına uymuyorum biliyorum.bir sürü yazım yanlışım da var.konuşur gibi yazıyorum.beni affet olur mu?

26 Eylül 2017 Salı

gereksiz ayrıntılar

belki de gerçek hayatlarımız çok iç açıcı değildir.klavyenin başına oturup güzel yanlarımızı,parıldayan güneşi,okuduğumuz kitapları yazarız.belki de diyorum.

gerçek hayatımızdan bahsetmek ,pazar tezgahından alıp geldiğimiz salatalıkları,sarımsakları,tuzu vs.karıştırıp turşu yapmak gibidir.

oysa sarımsak kokan ellerimiz bazen çok güzel değildir.

bugün sabah bir kadının yazdığı bir yazıyı okuyordum.fotoğraf altında yazılan bir yazıydı.camlarını silmiş.evine vuran sabah güneşini fotoğraflamış ,yazmışta yazmış.evin en toplu yeriymiş orası.işler bekliyormuş.dağınıkmış her yer.çamaşırlar sepetten dışarı taşmış aslında.

iyi olma çabamız,güzel görünme gayretimiz...evin dağınık odalarını fotoğraflasa ve altına uzun uzun parıldayan sabah güneşini yazsa daha mı az severdi takipçileri...

şu berbat dünyada kendimizi kandırma çabalarımız.açlıktan çocuklar ölüyorken binbir çeşit yiyecekle hazırlanmış
pazar kahvaltılarımız...bizim yemeğimiz çok kaygısı değildir elbette.


bazen sosyal medyadan tamamen uzaklaşmak istiyorum.ama yapamıyorum.

kendimden sıkıldığım,gereksiz şeyleri kafama taktığım günler yaşıyorum.
bu yazıyı daha çok uzatmak istediğim yerde bitiriyorum.
yoksa çatmaya yer arıyorum bilesiniz.




19 Eylül 2017 Salı

Shutter Island

Görsel sonucu-

ooo kafa bin beş yüz oldu izleyince.ben öyle film felan anlatamam ...bu filmi izledimediyseniz ,izlerseniz ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.Tabii anlayabilcek bir beyin hücreniz kalırsa.
sanırım benle oturup bir film izlemek istemezdiniz.şimdi noldu,burda ne demek istedi.yüzbin kez soruyorum.
belki de kendi zekanızın mükemmeliyetini benimle birlikte film izlerken algılarsınız ve bu çok keyifli olur.
lakin bir kadın olarak şunu diyebilirim ki;yakışıklı jön leonardo geçip giden zamandan nasibini almış.
lakin oyunculuk mükemmel.mükemmel evet.bunu zaten oscarlık filmi  ''Spotlight'' la  zirveye taşıdı .
bu filme tam anlamasam da on bin yüz yıldız verdim.



17 Eylül 2017 Pazar

Düşersem Tut Beni

-



bugün bayan c .yi gördüm.onunla kahve içtik.onu görmek ve kahve içmek
arasındaki olaylar oldukça sıradan.onunla konuşurken bana anlattığı
şeyler ... dedim ki,iyiler neden yorulur.neden yorulur..?iyiler neden
yorulur?

gece bu saat oldu ben bu sorunun cevabını
bulamadım.ağrılarım şiddetlendi ..ama en çok bunu düşünmekten
uyuyamadım.sanırım bunun tek bir cevabı yok..canım çok sıkıldı.



sonra ikiye on kala yeni şarkısı (bugün çıktı bu şarkı)
bu şarkılar hep beni anlatıyor...işte..
biri bana demet akalın şarkısından bahsederken ben desem ki demet akalın kim?şaka yapıyorum sansa demet akalın işte canım dese...ben de yemin etsem tanımıyorum diye...böyle olsa ne güzel olurdu...
şöyle oluyor..uğur uras usta 'nın (yada ikiye on kala) yeni şarkısı çıktı deyince ;o kim diyorlar.şimdi nasıl anlatayım

...
ama işte her şarkılarını seviyorum ben.
bu şarkılarını da sevdim.

ama bayan c ...gerçekten, iyiler neden çok yorulur..?





Ya bende bi sorun var

ya da hep beni bulurlar.

Çamura batmanın binlerce yolu var.

Sende bu durumdaysan,

kendini çok özlüyorsan,

düşünüp düşünüp
mutsuz oluyorsan..



bu sözlerin içinde kendime bir cevap arıyorum.







15 Eylül 2017 Cuma

hedef kilo

geçen günlerde deeptone bir dizi hakkında yazmıştı.fargo yu tanıtırken '' Kahramanların filozof konuşmaları da eğlenceli. Bu konuşmalar hiçbir yere varmıyor. Neden söylendikleri de belli değil.'' diye belirtmişti.sonrasında bana
''o dizide senin tarz konuşmalar var.'' demişti bir yorumunda.
geçen gün böyle uzanıp kanalları zaplarken rastladım fargoya, izliyorum izliyorum ama anlamıyorum.birileri kaçıyor,birileri koşuyor,feci kar yağıyor,adamın biri korkunç cinayet işliyor..kafam allak bullak oldu.bir de çok konuşmuyorlardı.tabii ilk seyretmede bir şey anlamamış olabilirim.lakin tekrar izlermiyim tam emin değilim.

beni deeptone 'nin yorumu çok gülümsetmişti.evet buydu! yapmak istediğim şey.bir şeyler yazıyorum evet ama neden yazdığım belli değil...

aslında bazen çiğnediğim sakızdan bile bahsetmek istiyorum(.hmm sakızın tadı çok güzel,böyle ağzının içinde karpuz ve şeftali parçaları serin kumsallara atlıyormuşum gibi..)evet yanlış yazdım.serin kumsal olmaz ama sakızın hissettirdiği bu.sahilde oturmuşsun ve buz gibi karpuz yiyormuşsun gibi de olabilir.

bazen birilerine kemçirmek istiyorum.mesela hep aynı şeyleri yazan günlük yazarları var ve yorumcular çok şahane bir yazıdan bahseder gibi yorum yazıyorlar.bazen   kemçirmeli yorumlar yazmak istiyorum.sonra vazgeçiyorum.tek isteğim kimsenin kalbini kırmadan iyi bir insan olabilmek.çok gereksiz şeyler yazmak bazen eğlenceli olabiliyor.şu kahrolası dünyadan,dünyayı yöneten zalimlerden bahsetmenin kime bir faydası olabilir ki.


bu satırları okuduğunda


nuray abla o adamın şarkılarını dinleyip aahhh ! diye haykırıp,sanki rakı masasında dinliyormuşçasına efkarlanıp,
tombul ellerini iki yana savurttuğu zamanlardı.geçen seneydi .ne yalan söyleyeyim bir de şarkıyı söylemeye başladığında onunla tüm bağlarımı koparmak istiyordum.aramızdaki bağları kopardım nuray ablayla,...ama başka sebeplerden dolayı...
sonra o adam ''yakarım geceleri'' şarkısını seslendirmiş ve ben buna radyo dinlerken denk gelmiştim.büyülenmiştim
o anda.o adam olduğunu anlamamıştım aslında ...youtube ye yazıp aramaya başladım.aaa o adam söylüyordu.
çokta güzel söylüyordu.adını hep unutuyorum gerçi koray avcı'nın.şarkıyı dinlerken klibini izlemiyorum ama şarkı her başlayışında; aynı etkiyi hissediyorum.böyle ağlamak istiyormuşum gibi bir şey oluyor.burnum sızlıyor gibi.

aslında anlatmak istediğim bu değildi.nuray abla'dan hiç bahsetmek istemezdim bir de.


inanamıyorum şu an koray avcıyla ilgili bir yazı yazdığıma...

aslında en çok zilif'i yazmak istemiştim bu satırlara.utandım.korktum.yazsam kelimelerim yeter miydi anlatmaya.
en iyisi yayınevinin tanıtımını eklemek;



Oruç Aruoba'dan
'mürekkep = kan'
denklemine yaklaşan
bir mektup-kitap:
Bir sonraki gece
olmayabilecekken,
bıçak sırtında yazılmış,
bıçak gibi bir metin.











8 Eylül 2017 Cuma

ceviz reçeli

kabullenmek belki de,her şeye iyi geliyor.kanayan yaraları,ayrılıkları,yoklukları kabullenmek iyileştiriryor.
geçen günlerde bir şey duydum.kaderin üstünde bile bir kader var.dün buna şahit oldum .arkadaşımla konuşuyordum.başından geçenleri anlatıyordu.ve anlattıkları tam da kaderin üstünde bir kader olduğuna varıyordu.

sadece bilin istiyorum.daha iyiyim.çevremde ,yaşantımda her şey olması gerektiği gibi,ters giden bir şey yok.ama işte beynimin içi yorulmuştu.kavgam kendimleydi.daha doğrusu kendimle.bunun bir açıklaması vardır elbet.

telefonda ,dünyadaki en güzel keki sen yapıyorsun dediğinde ,kalbimde sıcak bir şeylerin mideme doğru aktığını hissediyorum.bu söz beni ne kadar iyileştirse de diğer yandan yaralıyor.
uzaktasın ve ben sana dünyanın en güzel kekini pişiremiyorum.işte benim kırılma noktam.ama eve her geldiğinde sana dünyanın en güzel kekini pişirebilirim.

öyle uzun uzun yazmak istiyorum ki,
ama kahvaltı yapmam gerekiyor.
sırf senin yüzünden ceviz reçeli yemeyi bıraktım.ama canım çok çekiyor.

en iyisi bir şarkı açıp,çayı demlemek..
daha sonra tekrar yazabilirim..

bak bu şarkı



5 Eylül 2017 Salı

limonlu soda

ne yazacağımı bilmiyorum.
içimdeki bu boşluk duygusunun ,neden olduğunun tek bir sebebi yok.
böyle bir uçurumun kenarındayımda ,üstümde rüzgarda uçuşan eteğimi ellerimle tutuyormuşum gibi..ayağımı atsam düşecekken aslında...zihnim her şeyi düşünüyor gibi hissediyor ama aslında her şeyi karıştırıyor.
dinlenmem gerekiyor.kendimle başetmem gerekiyor.hiçbir şey gelmiyor içimden.


2 Eylül 2017 Cumartesi

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa

Ankara'dayım.annemin evinde gereksiz ne varsa atıyorum.annemde artık kızmıyor.bunu atıyım mı diyorum.sen bilirsin diyor.neden bilmiyorum,devamlı temizlik yapıyorum.galiba değişiyorum.artık hayal kuramıyorum.önceden çok güzel hayallerim vardı.hepsi geçti.hepsi bitti.

23 Ağustos 2017 Çarşamba

17 Ağustos 2017 Perşembe

eski tanıdıklar

şehir beni yutmuş ve sonra kusmuş gibi...

beklediğin gelmemiş,beklemeden gelen de çekip gitmiş gibi gayet açık bir durum ve ahval içerisindeyim...

gerçek hayat çok hızlı geçiyor,bunu biliyor musun?

bana mektup yazsaydın...


14 Ağustos 2017 Pazartesi

blog dünyası

bir blog var.terkedilmiş.ben hemen hemen hergün okuyorum.aynı yazıları bilmem kaç defa okudum.yıllardır kuş uçmuyor gibi duruyor sayfalarında.ama hala sıcak ekmek gibi kokuyor.ben okudukça daha çok okuyorum.kahretmesin! bazı insanlar çok güzel yazıyorlar.sıcak ekmek kokusu gibi yazıyorlar.hangi blog olduğunu söylemeyeceğim.çok etkileniyorum.insan öyle güzel yazar mı?

belki de hayranlıklarımız,hayran olduklarımız bize heyecan katıyor.hayran olduğumuz şarkıcının yeni bir şarkı söylediğindeki his..
bunun için yıllarca bekliyoruz.
sevdiğimiz bir blog yazıcısının yeni yazacağı yazıyı günlerce bekliyoruz belki de.çünkü yazılarında bize dokunan bir şey var.
belki saçma sapan bir şeyden bahsedecek,belki de o gün yazdığı yazı kötü olacak belki de yazılan yazıdan hiçbir anlamayacağız.ne demiş şimdi ! diye düşünüp duracağız...
ben hep kendini tekrarlayan yazıları sevmiyorum.çünkü bir sonraki yazıda hangi konudan bahsedeceğini tahmin edebiliyorum blog yazarının.
bir süre sonra okumaktan sıkılıyorum.lütfen hep çamaşırları yıkamaktan bahsetmeyin! kendimi çamaşır makinası gibi hissediyorum.
lakin burası benim alanım ,istediğimi yazarımcanım ,diyorsanızda canınız sağolsun.

yıllar önce blog yazmaya başladığımda ,hep düşünürdüm.her yaşadığım olayı yazıya çevirirdim kafamın içinde.hergün yazmak isterdim.gerekli gereksiz yazardım.
şimdilerde yine yazmak bana keyif veriyor.ama kendimi zorlamıyorum.vakit bulduğumda yazıyorum.gerekli ve gereksiz.

izleyici sayısını artık önemsemiyorum.önceden çok önemserdim.çok izleyici varsa çok iyi blog olduğunu düşünürdüm..öyle olmadığını zamanla öğrendim.yorumlar elbette önemli ayrıntılar.okuyan kişilerin yazılarınıza verdiği tepkiyi anlayabiliyorsunuz.

önceden çok sıkı takip ettiğim bloglar vardı.çoğu artık yok.belki de başka yerde yazıyorlardır ben bilmiyorum.
blog dünyasıyla ilgili böyle şeyler düşünüyordum.paylaşmak istedim.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

tın tın gidelim

kardeşim sabah telefonda hayal kuruyor.yaşlandığımızda küçük bir şehirde olsunmuş evlerimiz.emekli olunca beraber aynı şehirde yaşayıp ,deniz kenarında birlikte tın tın gezelimmiş...hayal kurma,dedim.hayalsiz yaşanmaz ,dedi.sanırım yaşlı ve huysuz iki ihtiyar olarak deniz kenarında tın tın gezmek hayali bana fazla gerçek gibi geldi.tamam çok zengin olup uzun kırmızı ojeli tırnaklarımızla
konken oynamak gibi bir hayal bize göre değil.deniz kenarında tın tın gezmekte bize göre değil.
başka şeyler yapabiliriz.ama ben hayal kurma konusunda yetersiz kalıyorum.kardeşimin hayalleri de çok sade kalıyor.
*tv de obsesif kompülsüf bozukluğu olan insanlar istifçi ve çok pis olan evlere gidip temizliyorlar.ben o anda panik yaşayıp evi silmeye başlıyorum,bunu neden yaptığımı anlayamıyorum.uzun zamandır fazla eşyalarımı elden çıkarmaya çalışıyorum.sadece bardak konusunda bunu başaramıyorum.hep çok bardağım olmalı gibi hissediyorum.
*bir şeyler yazayım diye oturduğumda hiçbir şey yazamadığımı farkettim.lakin blogtan da uzak kalmak istemiyorum.yazmak beni genç gösteriyor pardon genç hissettiriyor.
*evet kilo vermeye devam ediyorum.biraz daha vermem gerekiyor.on kilo daha versem çok güzel olur.bu sıcakta her akşam spor yapmaya çalışıyorum.burcu beğenmiyor.az yapıyormuşum.ama sıcaktan ölebilirim daha fazla yaparsam diyorum.yorum yapmıyor.sinirim bozuluyor.

6 Ağustos 2017 Pazar

sonuç

aslında günler çok güzel geçiyor.eski dostlar,çay bahçeleri,eskiden kalan hatıralar.bazen çok komikmişiz,bazen çok yorgun,bazen kaybolmuş,bazen çok kalabalıkmışız.hayatımızda neler değişmiş.belki hiçbir şey,belki çok şey.
tekrar yıllar öncesine dönsek,gençliğimize..imkansız.dönemiyoruz.çoğu şeyi unutsakta ,hatırladıklarımıza sarılıyoruz.
kentleri keşfetmek,hayatı keşfetmek,iyiyi ve kötüyü keşfetmek bir ömrü tüketiyor.sonuç:belki çok şey,belki hiçbir şey.

çok sıcak,bu yüzden bazen ağlamak istiyorum.sıcak diye.uyuyamıyorum.uyuyamıyorum.

Cihan Mürtezaoğlu - Bu Bir Yağmur Mu

-



yağmur,n'nolur

5 Ağustos 2017 Cumartesi

28 Temmuz 2017 Cuma

sevgili günlük

yazı yazarken kendimi daraltıyorum.
belki günlük yazmaya başlamalıyım.hem olay çok bizim buralarda.mesela gece iki buçuk olduğunda karşı bahçenin horozu ötmeye başlar.böyle canlı canlı pişiriyorlarmış gibi,feryat figan ötüyor hem de.
inanmazsın belki ama tüm naifliğime rağmen boğazına peçete tıkamak istiyorum.çünkü bir çıldırma nöbeti geçiriyorum.tatlı horozcuk gece iki buçukta ötülür mü? elbette bunda da saklı bir giz vardır.

bende olay bitmez,evet günlük yazabilirim.başka blog açmıyacağıma yeminliyim artık.onun için ne halt yapacaksam bu sayfa da yapacağım.ne o akerdiyon gibi aç kapa aç kapa.bıktım ben de inan ki.sonra küçük joe'nin bloğunda gördüm ,kendi yazılarını seslendirmişler.ben de yapcam öyle.seslendirme de bu sayfada olacak,kargadan bozma ses tonumla okurum artık .

sevdiğim fimleri,dizileri,okuduğum kitapları,ettiğim kavgaları,içtiğim kahveleri ve çayları da paylaşacağım.onları da bu blogda yapacağım.özgeyle kahve içiyorum pozu,sibelle kahve içiyorum pozu,müjganla kahvaltı yapıyoruz pozu.hem sevimliyim ben.

hepsini yazarsam hem bende rahatlarım.sonra dağda ,tepe de gezerken,çiçek toplarken de paylaşırım.
konu öyle çok ki.yaz yaz,paylaş paylaş bitmez.

böyle böyle şeyler işte.
benim canım sıkılıyor.
yine horoz geldi aklıma...

vefasız...

yazacaktım ama ev yanıyor gibiydi.sen nabıyon...?

gittiğimde en çok neyi özleyecektim.

belki kahve fincanlarını.kırık kahverengi panjuru.caddedeki park yerlerini.kimsesiz gibi duran sokak lambasını.ateşböcekleri yine sarhoş olmalı.müziğin sesi gökyüzüne yükseliyor.ateşböcekleri hiç üşümezler mi?belki de oturup şiir yazmalı...sarhoş ateşböcekleri.

gittiğimde en çok neyi özleyeceğim.
belki senin gelmeyeşini.oysa kahveyi hep iki kişilik yapıyorum.ve terliklerini koltuğun altında saklıyorum.bunu da özler miyim? bilmiyorum.kelimeler çalıyorum bazen ,başıboş ,sonsuz ,kalabalık.pencereyi hep açık unutuyorum.
kelimeler gökyüzüne yükseliyor.vakit geceyarısı.00:12

belki gitmeyi özlüyorum.gidip geri dönmeyi,seni beklemeyi,gelmeyişini...
kahve fincanlarını kimsesizlere dağıtmak gibi güzel şeyler düşünüyorum.
bir bekleyiştir sonuçta.masanın diğer ucuna oturup ,karşılıklı kahve yudumlamanın bekleyişi.
güneş ışığı kadar aydınlık.pazartesi kadar yorucu.


okuyorsa okuyucuya not:inan hava çok sıcak ve hiç romantik olamıyorum.ateşböcekleri üşür mü? bilmem ama ,şöyle bir üşümek istiyorum.hatta titremekten dişlerim takırdasın.nankörüm,bu doğru.




25 Temmuz 2017 Salı

işte indim sahneden*

sesini savurtuşun
bin yıl gibi
uzun.

tüm anlamlarından kurtarıyorum kendimi.öylece anlamsız kalıyorum.
kalbim heyecandan yerinden çıkacak gibi olmuyor.
hep aynı şarkıları da dinlemiyorum artık.şarkılar anlamsız kalıyor.

rüyalarım sıcak.
buzulları ikiye ayıracak gibi
denge bozuluyor.

kimseyi daha iyi anlamaya çalışmıyorum.kimseye hak vermek gibi bir amacımda yok.
tüm dünyanın ışıklarını söndürüyorum.
puff.

düşünmüyorum artık.
düşünmek akıllı insanların işi.
söyle ,kalbimi kaç atom bombası gücünde kırıyorlar.


ben bu değilim.yazdıklarım torbadan çıkan tavşan falları.
ben fallara inanmıyorum.
türk kahvesini şekersiz içiyorum.


bazen seni düşündüğümde,tüm ev sallanıyor.hatta tüm şehir.
deprem oluyor.bu çok tehlikeli.

bu bahsi kapatalım.
bana bilmediğim bir şey anlat.
çok zoraki gülümsüyorum.

uzun zamandır kek pişirmiyorum.
evi hep topluyorum.

* bağzıları:zaten kırılmış bir kızsın...










23 Temmuz 2017 Pazar

Leonard Cohen - Dance Me To The End Of Love

-



ne söylesem boşluğa akacak gibi...

hadi dans et benimle...



ruhumun üstüne sinen tozları,silip geçiyormuş gibi..cık,olmadı hiç!bu benzetme.

ya da şeftali kadar tatlı..

19 Temmuz 2017 Çarşamba

liste yaptım.

*elimizde şekersiz kahvelerimiz ,karşı evin sundurmasından bahsediyorduk.sonra uzun uzun sustuk.
sıcaktı.kedi bize bakıyordu.biz kediye .sonra birbirimize baktık.bu şehir bu kadar ,dedim.
kıyısında kaldık biz şehrin.

*şehrin ortasına  yeni bir park yaptılar.kahve yarı yarıya daha ucuz.lakin her defasında değişen genç çocuklar ,kahvemi masaya getirirken hep döküyorlar.ilk yudumu hep dökülüyor daha ucuz olan kahvenin.

*şarkı bitince ,ne yazacağımı unutuyorum.

*miskin miskin uzanıyorken,tepemde vızırdayan karasinekleri hiç sevmiyorum.

*seni bazen rüyamda görüyorum.

*olsun devam ediyorum...

*blog ziyaretçi sayısını artırmanın tüyolarını veriyorlar.
ben aslında bunları biliyorum ama yapmıyorum.yapmayacağım da .kesin bilgi.

*hergün düzenli spor yapıyorum.ve bundan nefret ediyorum.

*saçımıza kimse çiçeklerden taç yapmıyor.sürünüyoruz.

*ayrıca bunları neden yazdığımı bilmiyorum.çok canım sıkılıyor.

*tezer özlü kitaplarını aldım da,acaba almasamıydım diye düşünüyorum.eski bahçe-eski  sevgi.
ama kitabın ismi güzeldi.

*yaşlanıyorum.

*taştan kalp

*sen önceden hep gemilerle giderdin .

*mercimek çorbası


16 Temmuz 2017 Pazar

bi derdim yok :1

sana kendimden bahsediyorum.vapurları sevdiğimi zaten biliyorsun.özgür tüm balıkları,kaçamayıp balıkçı ağlarına takılanları da seviyorum..üzülsem de zaten makus kader deyip kendimi avutuyorum.
olanlar oluyor.olacak olanlar da oluyor.
bir fotoğraf ,çerçevesiz,yıllardır orada kalmış.kutudan çıkarıyorum.arkadaki akasya ağaçlarının serinliği yüzüme vuruyor.uzaktaki tren raylarının üstünden trenler gelip geçiyor.rayların üstündeki sıcaklık parmaklarımı yakıyor.annemin saçları yine çok güzel.ben küsmüş gibi bakıyorum fotoğrafın içinden.başım hafif öne eğik.saçlarım hiç olmaması gerektiği kadar düzgün kesilmiş ,omuzlarımın hemen üstünde.yedi yaşındayım.ama sanki tüm dünyaya küsmüş gibiyim.dünyanın tüm yükü benim omuzlarımdaymış gibi .
yıllar geçmiş,geçmiş gitmiş.her şey değişmiş.saçlarım bir daha hiç öyle düzgün kesilmemiş.bakışlarım öyle kimseye küsmemiş.
sana kendimden bahsediyorum.kendimi bazen bir kitabın en güzel sayfasında unutuyorum.günlerce o sayfada kayboluyorum.
daha uzun yazmak istiyorum.çok uzun.lakin uzun cümleler kurmak bir kenti yağmalak gibi suç gerektiriyor.

not:B.mesaj yazmış.yazılarını seviyorum lakin de ve da larda hala sıkıntı var ,diye.(gıcık)
kendisi edebiyat öğretmeni.editörlerin de para kazanmaya ihtiyacı var,diye cevap yazdım.
editörün olabilir miyim yazmış,(ukela)(çok para kazanacağını biliyor)

sana sonra kendimden bahsetmeye devam edeceğim.


14 Temmuz 2017 Cuma

işin özünde


sen kelimelerini devirte devirte kuruyorsun şehirlerini.şehrin bir ucundan diğer ucuna kırlangıçlar göç ediyor.beni sevmiyorsun.çünkü sevmek bilinç kaybı gerektirir.şiirleri seviyoruz ikimizde.eski tümceler kuruyoruz çoğu zaman..hüzün bir çıkmaz sokak gibi  duruyor adres defterimizde.geriye dönemiyoruz.geriye dönmek inkar gerektirir.inkar, tecrübesiz bir cesaret.bazı şeyler gemileri yakmaya benzemez.biliyorsun;kalp kırıklıkları ballı ihlamurla geçmiyor.

sana daha çok şey anlatabilirdim.içimizde koparttığımız kum fırtınalarından,martı çığlıklarından.lakin sonunu herkesin bildiği hikayeleri anlatmak yersiz ve çok uzun.
aslında kısacası
biliyorum sen  beni sevmiyorsun...







11 Temmuz 2017 Salı

dalmak

rüyalarından bahsediyorsun  tüm yorgunluğunla,uyunmamış bir uykunun içinden çıkıp gelmişsin gibi...gölge gibisin...duvarlara yansıyan uzun parmakların dans eder gibi dağılıveriyor sabaha.
gitmek hayatı meşru kılar mı? sanıyorsun.gitmek intihar girişimidir bu mevsimde.
rüyalarından bahsediyorsun.hiç anlamsız,yarım yamalak kalıyor ,susuyorsun sonra.
ben unutuyorum.kapı aralıklarını,kitap adlarını,yol haritalarını,yazmayı.
kıpırdamayan bir yaprak gibi bunalıyorum.cılız bir rüzgar bir heves gibi gelip geçiyor yanıbaşımdan.
anlamlar arama,anlamlar ütopyadır biliyorsun.kayıp,yitik ve sıcak...
.....
......
......


not:sıcaktan çok bunalmış,denize dalmak,yüzmek,dalmak,yüzmek ve dalmak,dalmak isteyen biriydi.
öyle sıcaktı ki,parmakları yazamıyordu.



10 Temmuz 2017 Pazartesi

yaramaz

seni bazen çok özlüyorum.
...
sonra çok aradım seni,başka bahçelerde,boş arazilerde,çocuk parklarında,simitçi dükkanlarının önünde, boş bankların altında, tren istasyonlarında...çok aradım seni.
gittiğini biliyordum.sadece kabullenemiyordum.

9 Temmuz 2017 Pazar

ya evde yoksam..

kanlı dolunay diyorlar.yatağın altına saklanıp,günlerce orda kalabilirim.
demeyin öyle.içim ürperiyor.

tam her şey yoluna girmişken,ben spor salonuna gidip spor yapmaya başlayıp ve bu durumdan mutluyken demeyin öyle...

6 Temmuz 2017 Perşembe

fasulye

kırılmış sesine merhem olamam,biliyorum.kırılmışlığınla ilgili şeylere de merhem olamam.
sadece kırılmışlığının sonrasında doğurduğun korkuyu yenmen gerektiğini söyleyebilirim sana.

neden dümdüz yaşamayı sevemiyoruz.dümdüzlük pirinç lapası gibi bir şey olmalı,tatsız ,tuzsuz ama sağlıklı.biz bol yağda kızarmış patatesleri severiz.üstüne ketçap ,mayonezle.sağlıksız ama lezzetli.

şimdi hayatı lapaya ve kızartmaya bağlamak diyete girmemle alakalı mı diye düşünmedim değil.
bu aralar çok dikkatli beslenmediğim için sıkıntı yaşıyorum.en çok yırtık kot pantolunum dar geliyor ona üzülüyorum.çünkü bu bana isyanı ve başkaldırmayı anlatıyor.bu uzun bir konu.

mutsuz bir hayatı sırf başkalarını mutlu edebilmek için neden devam ettiririz?
bu bir soru değil aslında.
vazgeçememiş olmanın acizliği.evet acizlik.acizliğimiz korkularımızla ilgili.korkularımız sonsuz.
korkularımız tüm mutsuzluğumuzu ele geçirmiş.

ciddi konuları çok iyi yazamıyorum.
bugün biometrik fotoğraf çektireceğim ve aslında ne kadar korkunç olduğumu farkedeceğim.yüzümdeki tüm pürüzler,izler ortaya çıkacak.
bundan nefret ediyorum.

sonra pazara gideceğim.sağlıklı yiyecekler alacağım.domates,maydonoz,fasulye felan.

sanırım sıcaklar bana yaramıyor.sabahları ter içinde uyanıyorum.hele ki gördüğüm rüyalar.
iyi ki gerçek değil.yoksa on milyon kez aldatılmış ve tüm dişlerim kırılmış olurdu.uçurumdan düşmüş gibi sıçramalar ise başka bir yazının konusu olabilir.

4 Temmuz 2017 Salı

gerçekten

ona ikinci el kitapları okumanın güzelliğinden bahsediyorum.
kesinlikle kabul etmiyor..gıcır gıcır kitapları seviyor.
okumaya başlamadan kitaplarını kokluyor.ya da arada durup dururken bir kitabı alıp kokluyor.
ben ısrar ediyorum.ikinci el kitapların daha güzel olduğundan ....inadını kırıp benim kitaplığımı karıştırıyor.merak ediyor.içinden kitaplar seçip soruyor.çoğunu okumadığımı farkediyor.
okuduğum kitapları çok biriktirmediğimi söylüyorum.bazen toparlayıp kütüphaneye ya da köy çocuklarına yolluyorum diyorum.şaşkın şaşkın bakıyor.çok seviyor çok kitap okuyor.annesiyle anlaşma yapıyor .benim telefonla oynamamı istemiyorsan sen de kitap okuyacaksın ,diyor.
bazen beni kızdırıyor lakin ,sorduğu şapşal sorular,çok konuştuğunda boğuk çıkan ses tonu onu daha çok sevmeme sebep oluyor.

....

yazabileceğim çok konu var aslında.
eve döndüm.bir dalı kırıldığında canım yanan canım ağaçlar,ormanlar yanıyor.açık penceremizden
yanık kokusu yayılıyor.ağlayamıyorum.canım dağılıyor sanıyorum.

....

unutmaktan çıldıracağım.bazen hiçbir şey hatırlayamıyorum.benimle ilgili şeyler anlatıyorlar..
hiçbir şekilde hatırlayamıyorum.bunun bir sebebi olmalı.

...

ve çamaşırlar.
yıkıyorum,
asıyorum.
topluyorum.
yıkıyorum.
asıyorum
toluyorum.
onlarca tekrar.

....

aslında şu aralar yazı yazmak bu sıcakta fırından gidip ekmek almak kadar zor geliyor.

...

böyle böyle anlamsızca yazmasam ölürdüm sorunsalı.


23 Haziran 2017 Cuma

ejderha vardı.

üç resmi görevli gelip bir şeyler anlattılar.sesleri uzaktan geliyordu.karısının harareti beni olaya daha çok çekti.ellerimi durulayıp balkon kapısının önünden kısa bir süre baktım karşıya.bahçe duvarını dışına yaptığı kümesleri kaldırması için bazı evrakları imzalattılar.küçük bir kümesle başlamıştı.bir kaç tavuk,bir horoz dolanıp dururdu kapısının önünde.sonra kümes büyümeye tavuklar çoğalmaya başladı.kümes sayısı üç oda bir salon kadar büyüyüp ,tavuk imparatorluğuna dönüşmeye başlamıştı.
sabah kahvaltılarını balkonda yaptığımız zamanlarda emekli adamı seyrederdik.tam karşımızdaydı çünkü.bazen atleti üstünde  yatak pijamasıyla çıkıp tavuklarıyla haşır neşir olurdu.emekli hayatının kabus olduğunu düşünmeye başlamıştım.evrakları imzaladıktan sonra ilk önce tavukları elden çıkarttı.sonra sırasıyla üç oda bir salon kümesleri yıkmaya başladı.sonra günlerce yıktığı kümeslerin
odunlarını kırdı ve sonra kümeslerin yel esen yerine taşlar dizdi.beğenmeyip söktü.ertesi gün tekrar dizdi.emekli hayatının gerçekten kabus olduğuna inanmıştım.emindim artık.
sonra kendimizi düşünmeye başladım.kümes inşa edip tavuk beslediğimizi,odun kırdığımızı,taş dizdiğimizi...
belki kümeste tavuk yerine ejderha besleyebiliriz.en azından emekli hayatımıza biraz heyecan katabiliriz.kırdığımız odunları kibrit çöpü büyüklüğünde sıra sıra dizebiliriz,ya da ne biliyim..
gezeriz biz gezeriz...hiç gerek yok şimdi durup dururken ejderha beslemeye.

16 Haziran 2017 Cuma

nasihat

bazen yalan söyleyebilirsin ;dedim.
yüzüme gözlerini açıp baktı.
evet ,dedim;bana güven.
bazen şu pembe yalanlar işte...
mesela ;özlemediysen de ,çok özledim diyebilirsin.
mutlu edebilmek için.
bunun doğruluğuna inanmalısın.
biliyorum sen şimdi,yalan söylemenin doğruluğumu deyip,dengesiz bir insan olduğumu düşüneceksin...
düzgün şekilde son moda kestirdiğin saçlarınla başını başka tarafa çevireceksin.
ısrar ediyorum;seni özledim diye;yalan söyle...

not:aslında deli gibi özledi..ama itiraf etmenin onu aciz bırakacağını düşünüyor olmalı ...

15 Haziran 2017 Perşembe

sana bazı sebebler sunuyorum.

üstüme eşyanın ağırlığı çöküyor.burdan kaçmak zorunda kalsam yanıma sadece eski fotoğraflar ve mektup kutusunu almak isterdim.
başarı ile tamamlanmış okul belgelerimi felan hepsini bırakıp kaçabilirim.
sanırım bir de yakın gözlüğümü alırım.artık rahat okuyamıyorum gözlüğüm olmadan.
bir nevi yaşlandığımı kabullendiriyor bana.bu büyük hakikat sehpanın üstünde durmasaydı yeni yetme ergen gibi davranmaktan hiç çekinmezdim.

annemle bir akrabasının evine gitmiştik.orada eski fotoğraflara bakarken annem ,babam ve canım abimin olduğu bir fotoğrafa rastladım.bu fotoğrafı abimin albümünde görmüştüm.
annem çok genç ve çok güzel,abimin ilkokula başladığı gün.
anne dedim usulca ben bu fotoğrafı burdan alıp çalacağım.çünkü babamın bende hiç fotoğrafı yok.
ne kadar istemesem,inkara yeltensem de babam o benim.ellerimin,ayaklarımın,sırtımın benzediği babam.
al, dedi annem.babamın içinde olduğu fotoğrafı çaldım işte.şimdi cüzdanımın içinde duruyorlar.genç ve güzel ve mutlu oldukları bir anda ...

babamın fotoğrafına bakamazdım çok genç olduğum zamanlarda.hayatı bilmiyordum ki.hep birgün karşılaşırsak olup olmadık bir yerde ,suratına bile bakmayacaktım.hiç karşılaşmadık.ben arada bir ağladım.üzüldüm.karşılaşmayı bekledim.olmadı.
hayatı anlamaya,insanın hatalara karşı savunmasız kalabilceğini anladığımda anladım bazı şeyleri.aramızda yaşanan birkaç zamandan başka ortak bir geçmişimiz olmadı hiç.suyu nasıl içerdi,ekmeği nasıl bölerdi hiç bilmedim.
ama işte yıllar sonra o albümden babamın olduğu fotoğrafı çaldım.benim olması gereken bir fotoğraftı o zaten.içim rahat o yüzden.

eşyalar diyorum,üstümden attıkça rahatlıyorum.nefes alıyorum.

ama çok yoruluyorum.


 zaten kırılmış bir kızsın



13 Haziran 2017 Salı

mürekkep

yazıların terkedilmiş bir şehir gibi duruyor.
korunaklı kalelerin kimsesiz kalmış,şehrin duvarları griye boyanmış gibi...
yaşlanmayı kabul edemeyen bir kadın gibi davranıyorum kelimelerine..üstüne allı pullu kalemle çizgiler çizip,kendinden yirmi yaş küçük bir kıza aşık olmuş çapkın adamlar gibi dokunuyorum kelimelerinin üstüne..buruşmuş ellerimle taze bir meyvayı dalından koparır gibi bir hevesle..

insan insandan gidiyor,insan şehirlerden,ülkelerden gidiyor,rüyalardan,düşlerden gidiyor bunu kabulleniyorum.bir mecburiyetin arkasına sığınıyorum hem de.

ama insan kendinden gider mi?
cevabını en kestirme yoldan verebiliyorum.ama kabullenemiyorum.sanki verdiğim her doğru cevap,
tüm hayatımı götürüyor gibi...

sen bunları okurken ,ben hala yazıp yazmamakla ilgili hesap tutacağım.
oysa ne çok severdim...dolmakaleme siyah mürekkep çekmeyi.





ceza

hissizleşmek gibi bazen...

domatesleri küp küp kesmenin anlam karmaşıklığı...
açıklamak isterdim.yuvarlak domateslerin küp küp kesilmesindeki karmaşıklığı..
boş yere laf çevirmeye çalışıyorum..
içimden neler yazmak geçiyor,bir bilsen bunu.
sonra vazgeçiyorum.
bir çizik atıyorum içimden geçenlerin üstüne.
biz yine domateslerden bahsedelim.sence küp küp kesmek,domateslere yapılmış büyük haksızlık değil mi?hangi domates ister ki bunu,
saat gece yarısını geçince bütün domatesler kurt adama dönüşsün de o zaman görün domateslerin gücünü...

bazen yazdıklarımı kimse okumuyor.yoruluyor kelimeler.yazılsa yok olacakmış gibi hissediyorum..

kızarmış yeşil domatesler...evet evet izlemediysen izlemelisin.kızarmış yeşil domatesler.
ne güzel bir filmdi.


12 Haziran 2017 Pazartesi

ah!

yazıp yazıp siliyor olabilirim.
silip silip yazıyorda.
bazen her şey anlamını inkar edip gidiyor benden.
bazen tüm inkarlar anlam kazanıyor sonra.
kuşlar göç eder gibi....

hayır aslında yazmak istediğim şey. o kitap,sımsıkı sarıldığım..kuşlar yasına gider.
hasan ali toptaş nasıl yazıyorsun ki böyle,böyle sarılmak istediğim kelimeleri.nasıl yazıyorsun.

9 Haziran 2017 Cuma

İkiye On Kala - Olmaz Olmaz Deme Hiç (Cover)

-

Annem masal anlatmayı bilemezdi.çünkü annemin annesi de bilmezdi.ninem bir tane masal öğrenmiş,anneme hep o masalı anlatmış.ilkokuldaydım.annemi masal anlatması için baskı altına almıştım.ve bana bildiği o masalı anlatmıştı.allahım dünyanın en korkunç masalı!kabus gibiydi.tam hatırlayamıyorum ama çok korkmuştum.Ders oldu.Bir daha masal dinlemek istemedim..güzel bir masal dinlemeyi hep arzuladım lakin.ama ısrar etmedim.

yıllar sonra anneme hatırlattım bunu.napıyım  Ayşe ,başka masal bilmiyordum ,dedi.

ben masal bilsem de anlatmayı beceremiyorum.fıkraları ve masalları benden dinlemek istemezdiniz.

komik bir fıkra ve içli bir masal bile korkunç bir hal alıyor ben anlatırken.çoukluğuma inin,altta yatan sebebi bulun,demek istiyorum o an.



bu şarkıyla pek uyumlu bir yazı olmadı biliyorum.uyumu kaybettim zaten.yazmayı unuttum.unutuyorum her şeyi....dünyadan sıkılıyorum.heveslerimi yitiriyorum.hayallerimi özgür bırakıyorum.felan filan hepsi...

2 Haziran 2017 Cuma

bişey söyleyecektim.bir şey yani.

yalan yalnış hikayeler bana göre değil.
hikayenin aslını unutuyorum.
yazacaksam tüm gerçek hikayeyi yazmalıyım.
sonra sırıtıyor.üstüme iki beden büyük yada iki beden küçük gibi duruyor.
kolları aşağıya sarkıyor hikayenin.
ya da
boynumu sıkıyor yaka kısmı.

ben ne yazdığımı biliyor muyum allahını seversen.


27 Mayıs 2017 Cumartesi

''kendimi çok özlüyorum''

güzel yazılar yazmak istiyorum.

kuru meyve kavonozu elimden kaydı ve ayaklarımın ucunda resmen patladı.sol elimin başparmağı iki yerinden yaralandı.çok acıdı.biraz kanadı.bir an kalakaldım.dünyam karardı sandım.sonra elime yarabandı yapıştırıp cam kırıkları ve kuru meyvaların saçıldığı yeri temizledim.

bilmiyorsun.

gelmedin .

ama

ben

 seni

hiç

unutamadım.

unutmadım.

sonra kek pişti. keki kalıbından çıkarken ortadan ikiye ayrıldı.
tüm işlerim ters gitti.canım çok sıkıldı.

bilmiyorsun.

içimi kemiren

o şeyi.

varlıkla

yokluk

arası bir

şey.


sonra gece oldu..uyuyamadım.saat üç oldu.üç buçuk oldu.uyuyamadım.bunlar iki gün önce oldu.


bilmiyorsun.

cevapsız

mektuplar

büyük

yaralar

açıyor...



25 Mayıs 2017 Perşembe

Göksel - Isırgan (Official Video)

-



eve bayıldım,bi de kediye.klip komik mi olmuş.bilmem belki de.

ama klibi romantik bulmam felan gerekebilirdi.

ne diyorum ben.öykü yazmaya başlamıştım.değişik bir teknik yapıyordum.yarım yarım bekliyorum.devam etmeye korkuyorum.

biraz sonra dereotlu peynirli poğaça yapacağım.ama çok güzel.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

parmak uçları

çiçekleri sulamak zerafet gerektirir.
bunu öğrenmelisin.ve hayatı anlamaya tam bu noktadan başlayabiliriz.

canım sıkılıyor benim.
 canım yazmak istiyor.
görmelisin
beni görmelisin.
satırların içinde.


15 Mayıs 2017 Pazartesi

başımın üstünde bir erik ağacı

 


rüyalar garip..

dokunuyorsun.ama bunu hissedemiyorsun.ya da tam tersi.dokunduğunu hissediyorsun lakin dokunamıyorsun.






14 Mayıs 2017 Pazar

teknoloji tasarım

hangi role girsem ölüyorum ,diyor adam şarkı da.

yaşıyorsak 




haditümkelimelerinüstünüçizelim.

12 Mayıs 2017 Cuma

huzur







saklı

ö. aradı.çok yorgunum ,dedim.
aynı kişiyle,aynı tür sorunları yaşıyor.

ben çok yorgunum dedim.kendimi dar bir odanın içinde kalakalmış hissettim aylarca dedim.sıkışmış hissettim.duvarları yıkabilirdim hem de tüm gücümle.ama yapmadım.yıktığımda kendimde çıplak kalacaktım.ve sonrası daha yorucu olacaktı.o çıplaklık tüm ruhuma zift gibi yapışacak ,onu kazıyıp çıkarmak beni dermansız bırakacaktı.tekrar örtünmek ,o sıcaklığa tekrar ulaşmak...

düşünme ,dedim.hiç düşünme,her şeyi oluruna bırak ve geceleri uyumayı dene.
ben geceyi ve gündüzü karıştırmıştım.

bazen öfkeyle davranıp öfkeyi içinde büyütüp kendini gebertiyorsun.gözlerinin ışığı sönüyor.yüzüne anlamsız bir hüzün çöküyor,kendin olmaktan vazgeçiyorsun.
kendini tanıyamıyorsun.

hiç gerek yok,dedim.hiç gerek yok.

ben biraz iyileşmeye başladım.kendi merhemimi kendim yaptım.yaralarıma sürüp üfledim.çok yanıyordu her yanım...

şimdi bekliyorum.

neyi bekliyorum.

bu daha uzun bir hikaye.daha sonra yazılması gereken.

gidip biraz daha merhem yapayım.


sen de ister misin...hıı?

ADAMLAR Yanmış İçinden (Rüyalarda Buruşmuşuz)

-



sevdiğim şarkılar için kavga edebilirim.hem de yüz kaplan gücüyle...





 ''Yanmış içinden
Söylenmez, dile gelmez
Kuyunun dibinde
Çalar eski bir şarkı
Yanmış içinden
Merhemi yok, bulunmaz
Gizden gölgeden
Yürür yarası saklı''





11 Mayıs 2017 Perşembe

haberim yoktu ,yanımdaydın.

düşünmekten vazgeçiyorum.

öylesine uzandığımda vazgeçiyorum.
pencereden baktığımda vazgeçiyorum
çayı bardağıma doldururken vazgeçiyorum en çok
kahvenin yanındaki kırık bir parça çikolatayı geri yerine bırakıyorum.
seni düşünmekten vazgeçiyorum.






10 Mayıs 2017 Çarşamba

kimseler

günler geçiyor...

şiirlere inancım azaldı.
denize inen dar sokaklar sadece bana mı büyülü geliyor?
sırf bunu yaşayabilmek için bir üst caddeden yürüyorum.
her seferinde heyecanlanıyorum.
denize inen sokaklar...
Tanrım ben mucizelere inanıyorum.
bu günah değil değil mi?


zaman makinası olsa ve ben

1.bölüm

meşhur zaman makinası öyküleri


2.bölüm
1987

3.bölüm
 13 yaşındayız.
apartmanın içindeyiz.pınar ağlıyor.evlerinin dışkapısından içeri girdiğinde dayak yiyeceğini bile bile içeri girmeyecek.hayır bir kere girmişti o kapıdan içeri.
ben buna engel olacağım.
bunu engellediğimde yazgıyı değiştirmeyeceğim.
ama seneler sonra aynı olayı hatırladığımda içim sızlamayacak.
şeref abi seni hiç sevmiyorum.


seneler sonra pınar'ın eski mahallemize taşındığını öğrendim.ve evine gittim.sanırım 16 yaşındaydı evlendiğinde.pınar'ı gelinliğiyle gördüğümde çok büyümüş olduğunu düşünmüştüm.aynı yaştaydık.
pencere'den dışarıya bakmıştım.bunu kabullenmek bana zor gelsede yaşadığı evden kurtulduğu için çok sevinmiştim.
bana kurabiye ve çay ikram etti.iki çocuğu olmuştu.benim o zaman sadece kızım vardı.
sanırım 22 yaşındaydık ikimizde.
nasılsın ?
diye sordum.
yazgı değişmiyor;
abimden yediğim dayakları şimdi kocamdan yiyorum ,dedi.
düşünmeden boşansana ondan, dedim.
düşünememiştim.
o bana ,bunu yapabilecek güce sahip olmadığını söyledi.düşünmüştü bunu çok kez.gidecek yeri,sığınacak bir dalı olmadığını anlattı.

ona kendi başına sımsıkı ayakta durabilirsin demek istedim.buna ben inansam da onun kesinlikle inanmayacağını biliyordum.

geriye dönsek ne olur ki ;
neyi değiştirebiliriz.neyi değiştirebiliriz.değiştiremeyiz.

sonra pınar'ı bir daha hiç görmedim.
yazgısını değiştiremediğim pınar'ı bir daha görmek istemedim.





9 Mayıs 2017 Salı

sıradaki

çok yorgunum.biri ayaklarımın altındaki bu sızının beni öldürmeyeceğini söyleyebilir mi?
sürünüyorum.

5 Mayıs 2017 Cuma

sindirememek

durmadan bir şeyler yapıyorum.örgü örüyorum.dikiş dikiyorum.kolye yapıyorum.kafamı boş bırakmamalıyım.gereksiz şeyler düşünmek istemiyorum.insanları istemiyorum çevremde.evet bazılarını hala çok seviyorum.ama bazılarını artık hiç sevmiyorum.yaşı ne olursa olsun gelişememiş insanları sevmiyorum artık.menfaat düşkünlerini,hırsından delirecek gibi olanları sevmiyorum.ve hiç bir şey yapmamış gibi davrananları ve sabrımı sınayanları.bakmıyorum onlara,yanımda durduklarında ve konuştuklarında duymuyorum,duymuş gibi kafada sallamıyorum.sadece gözlerimi karşı tarafa çeviriyorum.anlatmalarına izin veriyorum.ses çıkarmıyorum.bazen aklım almıyor,nasıl diye yoruyorum kendimi.ama yapmış ,olmuş işte ,nasılı kendime sormak beni yoruyor.kendi nasıl soruma bir cevap verememek.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

28 Nisan 2017 Cuma

2.

hayatım
bir
çizgiye benziyor
ve
ben
cetvelle
bile
düz
çizgi çizemiyorum.
sadece
el yordamı ile
varıyorum bitişe
yamuk
yumuk
ve
dağınık
ama
sonuca varan.
zira dümdüz
çizmek
için cetvel
kullandığımda
sonuca varamıyorum.
bir
milim bile olsa
yana
kayıyorum


1.

rüzgardı,
o,
ufacık
eserdi
tatlı
ve
ılık,
omzumu
ona
bırakırdım
tüm
yaz
akşamlarında


27 Nisan 2017 Perşembe

Son Feci Bisiklet - Zaman Yok

-

dilime dolandıysa demek ki...

ama insan alışıyor,alışıyor,alışıyor...

kolaylık var

inşirah suresine denk geliyorsun,kalbinin sıkıştığı yerindeyken...şükürler olsun.

26 Nisan 2017 Çarşamba

sahne

“ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...” W.Shakespeare


hepimizin oynadığı bir oyun vardır evet.
puzzle yapar mesela insan;bütüne ulaşmak için doğru parçaları yerine yerleştirir.tüm parçalar yerleştiğinde tüm gerçek karşısına çıkar.oyunu bitirir.
domina taşını dizer sırasıyla,bu büyük dikkat gerektirir.her taşı bir diğer taşa olan uzaklığı,rüzgarın esintisi,ters bir haraket oyunu bitirir.lakin hesapta olmayan tek şey,oyun bittiğinde taşlara kendi dokunur.ve tüm hesaplarını,tüm emeğini yine kendi elleriyle yıkar.ve oyunu bitirir.
ve santraç oyunu en zeki olanlara bırakılmış bir oyundur.karşı karşıya oynanan bir oyundur bu.güçler aynıdır.oynayanların tüm hamlaleri akılını kullanarak yapması gerekir.ve en son şah çekmesi.mat olan oyunu kaybeder.
yıllardır düşünürüm.bir kere kendi kendine santraç oynayan bir adam görmüştüm.bir siyah taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor.bir beyaz taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor ve şah çekip mat oluyordu.ve sonuçta yendiği için mutlu oluyordu.ama aslında yenilende kendisiydi.bunu bilmiyor muydu? ben bu sorunun cevabını henüz bulamadım.bir bilen gören var mı?çünkü ben ne kadar iyi oynarsam oynayım bu sahne de bunun cevabını kesinlikle bulamayacağım.çünkü santraç oynamasını bilmiyorum ve öğrenebilecek bir zeka seviyesine sahip değilim.

25 Nisan 2017 Salı

tanrı her şeydeki doğruyu görür.

aslında dizi bağımlısı bir insan değilim.baştan sona kadar izlediğim bir dizi var desem yalan olur.Sadece bir tavsiye üzerine izlemeye başladım outlander'ı.1.sezon 16 .bölümü izledim en son.
bu bölüm yıkıldığım,kahrolduğum,ağladığım,yutkunamadığım sahnelerle dolu.yüzyıllarda geçse insanın en büyük düşmanının nefsi olduğunu bir kez daha gördüm.
dizi de oldukça sert sahneler var.mouse tıklayıp sahneyi ilerletebilirsiniz,bunu biliyorsunuz.bu cümleyi yazma sebebim ,izleyici yorumlarını okurken denk geldiğim bazı ifadeler.bir dizi izlerken ne din değiştirirsiniz,ne soy,ne cinsel tercihinizi değiştirirsiniz.
ben bu dizinin içinde öyle çok şey gördüm ki,öyle çok ders çıkarıyorum ki.abartıyor olabilirim.abartmayı  seviyorum zaten.her şeyi abartırım bu bir gerçek,üzüntüyü,acıyı,sevgiyi,yemek yemeyi,paylaşmayı,öfkemi,hayal kırıklıklarımı,dostluğumu,...
dizideki gibi bir zaman değişimi yaşamak istemem.sadece zamanda geri dönüp değiştirmek isteğim zamanlarım var.ama bu henüz gerçek değil.hata yapıyorsam bir daha aynı hatayı yapmamayı da öğreniyorum.bilime ve ilime güvenim sonsuz .belki bir gün geri dönüp düzeltme şansımız olabilir hatalarımızı.ama o zaman insan olmayı unutur muyuz emin değilim.
öleceğimizi bilsekte ölüm saatimizi bilmemenin Tanrının bize en büyük lütuflarından biri olduğuna inanıyorum.

dizi de şöyle bir söz geçiyor ''  Tanrı her şeydeki doğruyu görür..sendeki doğruyu da biliyor''

izlemek isterseniz
1.sezon 16 bölüm

24 Nisan 2017 Pazartesi

yarış

sen tutkularını al gel  ,yalan sevişlerini al,çokmuş gibi yaptığın her şeyini al,tüm yeteneklerini,en pahalı meyvayı al gel tezgahından,
ben bir turuncu alırım yanıma,belki küçük bir bulut.dalından bir çift kiraz alırım.





23 Nisan 2017 Pazar

panzehir

kitapları raflara ,kedileri kalbime dizdim.sarı tüylü ,tombul kediyi kalbimden çıkarıp masanın üstüne koydum.parmaklarımı ,kulaklarında gezdirdim.alnını okşadım,gözlerini öptüm.sonra hikayesini yazdım.aldım masadan geri kalbime koydum.sonra sırasıyla siyah kediyi,gri kediyi,beyaz kediyi sevdim.hikayelerini yazdım.
anlamsız gibi görünen lakin içine binlerce anlam sığdırdığım kelimeleri yanyana dizdim.
kediler bizim peyniri sevmiyor.ucuz peynir alıyorum diye bu tavrı takınıyorlar sanırım.önlerine fırlattığım peynire önce heyecanla koşuyorlar.sonra kokluyorlar.sonra geri çekiliyorlar.mahalle pazarından alıyorum peyniri .bir kalıp peynir alabilir miyim ? diyorum satıcıya.en ucuz beyaz peynirden açıkcası.peynirle aram iyi olmadığından.yoksa zeytinin en pahalısından alıyorum yarım kilo.öğlen arası çok acıkırsam zeytin ekmekle karnımı doyuruyorum.doymak demesekte bastırıyorum.
bastırıyorum işte.açlığımı bastırıyorum.öfkemi bastırır gibi.öfkemi bastırmak için kediler ve kelimeler yeterli geliyor.tanıdıklarım  anlatsam da ne hissettiğimi anlamayacak.biliyorum.anlamayacak.boşver diyecekler.değmez diyecekler.ama ne hissettiğimi bilmeyecekler.karnıma doğru akan şeyin ne olduğunu bilmeyecekler.kalbin içinden sızan şeyin ne olduğunu.ben sızan zehrin beni yoketmemesi için kedileri yazacağım.zeytinden bahsedeceğim...

.....
sosyal medyadan tüm fotoğraflarımızı sildim.boyuna ulaşabilmek için parmaklarımın üstünde yükseldiğim ,aynı boyda görünmemiz için onun dizlerini kırıp  baacaklarını eğdiğini kimsenin görmediği fotoğraflarımızı da sildim.bu bana önceden saçma gelirdi.neden insanların arasındaki bağlar koptuğunda fotoğraflarını siler ki derdim.eskiden de olurmuş.eski insanlar fotoğrafları silemediğinden keserlermiş.ama işte ben de yaptım.sildim.öfkeyle sildim.onu bir daha görmemek için sildim,görmemek için sildim.bilmemek,hatırlamamak için sildim.sevgim bitti.nefretim bitti.zehri kaldı.

22 Nisan 2017 Cumartesi

bazen solacağım ama

yaptıkları;

beynimin içine  bir ur gibi yerleşti.düşünmeyeceğim dedikçe,tekrar tekrar dönüp o uru kazımaya başlıyorum.deşeliyorum.hayret ediyorum,inanamıyorum.eminim bir süre sonra bu duygudan kurtulacacağım.bahara karışacağım.türk sanat müziği dinleyemeye devam edeceğim.elbette.

20 Nisan 2017 Perşembe

yapıcı eleştiri

pinterestte örgü örmüyorsun,
instagramda kahve içmiyorsun,
facebookta laf sokmuyorsun
söyle bana sen kimsin?
yoksa dünyaya binlerce ışık yılı uzak mısın,
hiç olmadı seyrettiğin dizileri yazsaydın,
sevgiline aşk hikayeleri yazmasanda olurdu,
okuduğun hiç mi kitap olmadı,altını çizdiğin satırları paylaşsaydın.
ben de sana yorum yazsaydım.
cahil misin anlayamıyorum seni.
twitteri unuttum sanma,
kaç karaktere sığar ki yalnızlığımız,

bunu hemen şimdi yazdım,böyle rap tarzı söylüyorsun ve ışık yılı uzak mısın derken,dümdüm tek tek diye vurmalı çalgı taklidi yapıyorsun, sonra acun abi beni dominik'e götürsene...


yorgunum

derin ve korkulu bir rüyanın içindeymişim gibi bir his,
onlarca kez uyanıyormuşum da aslında hiç uyanamıyormuşum gibi,
anneciğim saçlarımdan öper misin?
küçük bir çocuk muşum gibi öp.
hiç büyümeyecek mişim gibi sarıl.
çok büyüdüm.bu en büyük kabus.
ve bunu kabullenmek karabasan.
beni saçlarımdan öp ve sarıl bana,
zamanı şaşırtalım.nereye döneceğini bilmeden ilerlesin ibreler,
gündüzleri yıldızlar doğsun gökyüzünden,geceleri güzel rüyalar görelim hiç uyumadan.
bunları sana yazıyorum anneciğim,
şefkatine muhtaçmışım gibi yazıyorum.
büyümüşüm gibi yazıyorum.korkudan ağlıyormuşum gibi yazıyorum.
onlarca kez uyanıp hiç uyanamıyor muşum gibi yazıyorum.
beni saçlarımdan öp anneciğim,şefkatinle yıka.




vebal

çürümüşlük kokusu..
muz kabuğunun çürümesi gibi değil.
sepetin dibinde unutulmuş küçük bir patatesin çüremesinden bahsetmiyorum.
elbet biliyorum,bunlar da kötü kokuyor.vıcık vıcık bir koku.
ama ruhun çürümesinden bahsetmek istemiştim.
biliyor musun çürüyor ruh,
bedenin çürüdüğünde ortaya saldığı kokuya benzese de daha feci bu..
biliyor musun? başta güzel kokuyor ve aldanıyorsun.
çekici,cazip,dost, gibi ama yaklaştıkça ve bütünleştikçe ruhun gerçek özüne vardıkça anlıyorsun,çürümüşlüğünü,,içinde üreyen kurtçukları,vıcık vıcıklığıyla başbaşa kaldığını..
dönüşü yok üstelik.üstüne siniyor kokusu ve yaşanmışlık olarak yakana yapışıyor.
mecbursun böyle yaşlanacaksın.biriktirdiğin ve kötü bir anı olarak aklına kazıdığın çürümüş ruhlar ve yavaş yavaş çürüyen ruhunla ölümsüzleşeceksin.
bin kere ölsen,tekrar doğsan da değişmiyecek bu hikaye.
vebalini Tanrıya ödeme zamanı gelip çattığında...

19 Nisan 2017 Çarşamba

sezon


Outlander personality quiz: Who are you?-

kahvaltımı çabuk çabuk yapıyorum.bulaşıkları çabuk çabuk yıkıyorum.yerleri çabuk çabuk siliyorum.
sonra diziye kaldığım yerden devam ediyorum.bu aralar köstebek gibi yaşamak istiyorum.kafamı dışarı uzatasım yok.

foto netten alıntı.

14 Nisan 2017 Cuma

açlık

sonra her şey yazıya dönüşüyor.(şey'i her zaman ayrı yazmam gerektiğini öğreneli,her şey daha zor geliyor.duygularım azalmış gibi hissediyorum.)
bir tatlı kaşığı şeftali reçelini yazabilirim.şeftali kokusu geçmiş yazları hatırlatıyor.geçmiş birçok yaz.
bir kaşık şeftali reçelinin içine bir ömür sığar ,diyorum sana.bin dokuz yüz seksen yazından bahsedebiliriz.bin dokuz yüz doksan sekiz yazından bahsedebiliriz.ikibindört yazından.değişen şehirlerden,uykusuz gecelerden,kalabalık sabahlardan bahsedebiliriz.ikibinonüç yazından ...ayrılmışız,ege sahilleri ,terden alnımıza yapışan kahküllerimiz.elele tutuşsak avuçiçlerimiz tutuşuyor.,şehir nemden buharlaşıp kaybolacak gibi duruyor.sonra alışıyoruz.şehirle birlikte biz de kayboluyoruz.
sonra başka şeyler...yumuşak bir kurabiye hamuru hazırlıyoruz.yıldızlı kalıplarla hamuru kesiyoruz.ve tam onaltı tane yıldızlı kurabiye yapıyoruz.(ben en çok yıldızlı kurabiye severim.sen istersen tavşan kurabiye yapabilirsin)
her şey yazıya dönüşüp,sonsuzlaşıyor.(biz de sonsuzlaşabilir miyiz?)
saat 09:52
kahvaltı yapmadım.
çayın altını açabilir misin?

daha birçok şey


Kalpsiz

Şişko Şükran Teyze ve kızı Özcan geldiği zaman evin içinde nereye saklanacağımızı bilemezdik.Kardeşimi ve beni durmadan çimdiklerdi.Bir tutt...