17 Ağustos 2017 Perşembe

eski tanıdıklar

şehir beni yutmuş ve sonra kusmuş gibi...

beklediğin gelmemiş,beklemeden gelen de çekip gitmiş gibi gayet açık bir durum ve ahval içerisindeyim...

gerçek hayat çok hızlı geçiyor,bunu biliyor musun?

bana mektup yazsaydın...


13 Ağustos 2017 Pazar

blog dünyası

bir blog var.terkedilmiş.ben hemen hemen hergün okuyorum.aynı yazıları bilmem kaç defa okudum.yıllardır kuş uçmuyor gibi duruyor sayfalarında.ama hala sıcak ekmek gibi kokuyor.ben okudukça daha çok okuyorum.kahretmesin! bazı insanlar çok güzel yazıyorlar.sıcak ekmek kokusu gibi yazıyorlar.hangi blog olduğunu söylemeyeceğim.çok etkileniyorum.insan öyle güzel yazar mı?

belki de hayranlıklarımız,hayran olduklarımız bize heyecan katıyor.hayran olduğumuz şarkıcının yeni bir şarkı söylediğindeki his..
bunun için yıllarca bekliyoruz.
sevdiğimiz bir blog yazıcısının yeni yazacağı yazıyı günlerce bekliyoruz belki de.çünkü yazılarında bize dokunan bir şey var.
belki saçma sapan bir şeyden bahsedecek,belki de o gün yazdığı yazı kötü olacak belki de yazılan yazıdan hiçbir anlamayacağız.ne demiş şimdi ! diye düşünüp duracağız...
ben hep kendini tekrarlayan yazıları sevmiyorum.çünkü bir sonraki yazıda hangi konudan bahsedeceğini tahmin edebiliyorum blog yazarının.
bir süre sonra okumaktan sıkılıyorum.lütfen hep çamaşırları yıkamaktan bahsetmeyin! kendimi çamaşır makinası gibi hissediyorum.
lakin burası benim alanım ,istediğimi yazarımcanım ,diyorsanızda canınız sağolsun.

yıllar önce blog yazmaya başladığımda ,hep düşünürdüm.her yaşadığım olayı yazıya çevirirdim kafamın içinde.hergün yazmak isterdim.gerekli gereksiz yazardım.
şimdilerde yine yazmak bana keyif veriyor.ama kendimi zorlamıyorum.vakit bulduğumda yazıyorum.gerekli ve gereksiz.

izleyici sayısını artık önemsemiyorum.önceden çok önemserdim.çok izleyici varsa çok iyi blog olduğunu düşünürdüm..öyle olmadığını zamanla öğrendim.yorumlar elbette önemli ayrıntılar.okuyan kişilerin yazılarınıza verdiği tepkiyi anlayabiliyorsunuz.

önceden çok sıkı takip ettiğim bloglar vardı.çoğu artık yok.belki de başka yerde yazıyorlardır ben bilmiyorum.
blog dünyasıyla ilgili böyle şeyler düşünüyordum.paylaşmak istedim.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

tın tın gidelim

kardeşim sabah telefonda hayal kuruyor.yaşlandığımızda küçük bir şehirde olsunmuş evlerimiz.emekli olunca beraber aynı şehirde yaşayıp ,deniz kenarında birlikte tın tın gezelimmiş...hayal kurma,dedim.hayalsiz yaşanmaz ,dedi.sanırım yaşlı ve huysuz iki ihtiyar olarak deniz kenarında tın tın gezmek hayali bana fazla gerçek gibi geldi.tamam çok zengin olup uzun kırmızı ojeli tırnaklarımızla
konken oynamak gibi bir hayal bize göre değil.deniz kenarında tın tın gezmekte bize göre değil.
başka şeyler yapabiliriz.ama ben hayal kurma konusunda yetersiz kalıyorum.kardeşimin hayalleri de çok sade kalıyor.
*tv de obsesif kompülsüf bozukluğu olan insanlar istifçi ve çok pis olan evlere gidip temizliyorlar.ben o anda panik yaşayıp evi silmeye başlıyorum,bunu neden yaptığımı anlayamıyorum.uzun zamandır fazla eşyalarımı elden çıkarmaya çalışıyorum.sadece bardak konusunda bunu başaramıyorum.hep çok bardağım olmalı gibi hissediyorum.
*bir şeyler yazayım diye oturduğumda hiçbir şey yazamadığımı farkettim.lakin blogtan da uzak kalmak istemiyorum.yazmak beni genç gösteriyor pardon genç hissettiriyor.
*evet kilo vermeye devam ediyorum.biraz daha vermem gerekiyor.on kilo daha versem çok güzel olur.bu sıcakta her akşam spor yapmaya çalışıyorum.burcu beğenmiyor.az yapıyormuşum.ama sıcaktan ölebilirim daha fazla yaparsam diyorum.yorum yapmıyor.sinirim bozuluyor.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

sonuç

aslında günler çok güzel geçiyor.eski dostlar,çay bahçeleri,eskiden kalan hatıralar.bazen çok komikmişiz,bazen çok yorgun,bazen kaybolmuş,bazen çok kalabalıkmışız.hayatımızda neler değişmiş.belki hiçbir şey,belki çok şey.
tekrar yıllar öncesine dönsek,gençliğimize..imkansız.dönemiyoruz.çoğu şeyi unutsakta ,hatırladıklarımıza sarılıyoruz.
kentleri keşfetmek,hayatı keşfetmek,iyiyi ve kötüyü keşfetmek bir ömrü tüketiyor.sonuç:belki çok şey,belki hiçbir şey.

çok sıcak,bu yüzden bazen ağlamak istiyorum.sıcak diye.uyuyamıyorum.uyuyamıyorum.

Cihan Mürtezaoğlu - Bu Bir Yağmur Mu

-



yağmur,n'nolur

4 Ağustos 2017 Cuma

28 Temmuz 2017 Cuma

sevgili günlük

yazı yazarken kendimi daraltıyorum.
belki günlük yazmaya başlamalıyım.hem olay çok bizim buralarda.mesela gece iki buçuk olduğunda karşı bahçenin horozu ötmeye başlar.böyle canlı canlı pişiriyorlarmış gibi,feryat figan ötüyor hem de.
inanmazsın belki ama tüm naifliğime rağmen boğazına peçete tıkamak istiyorum.çünkü bir çıldırma nöbeti geçiriyorum.tatlı horozcuk gece iki buçukta ötülür mü? elbette bunda da saklı bir giz vardır.

bende olay bitmez,evet günlük yazabilirim.başka blog açmıyacağıma yeminliyim artık.onun için ne halt yapacaksam bu sayfa da yapacağım.ne o akerdiyon gibi aç kapa aç kapa.bıktım ben de inan ki.sonra küçük joe'nin bloğunda gördüm ,kendi yazılarını seslendirmişler.ben de yapcam öyle.seslendirme de bu sayfada olacak,kargadan bozma ses tonumla okurum artık .

sevdiğim fimleri,dizileri,okuduğum kitapları,ettiğim kavgaları,içtiğim kahveleri ve çayları da paylaşacağım.onları da bu blogda yapacağım.özgeyle kahve içiyorum pozu,sibelle kahve içiyorum pozu,müjganla kahvaltı yapıyoruz pozu.hem sevimliyim ben.

hepsini yazarsam hem bende rahatlarım.sonra dağda ,tepe de gezerken,çiçek toplarken de paylaşırım.
konu öyle çok ki.yaz yaz,paylaş paylaş bitmez.

böyle böyle şeyler işte.
benim canım sıkılıyor.
yine horoz geldi aklıma...

vefasız...

27 Temmuz 2017 Perşembe

yazacaktım ama ev yanıyor gibiydi.sen nabıyon...?

gittiğimde en çok neyi özleyecektim.

belki kahve fincanlarını.kırık kahverengi panjuru.caddedeki park yerlerini.kimsesiz gibi duran sokak lambasını.ateşböcekleri yine sarhoş olmalı.müziğin sesi gökyüzüne yükseliyor.ateşböcekleri hiç üşümezler mi?belki de oturup şiir yazmalı...sarhoş ateşböcekleri.

gittiğimde en çok neyi özleyeceğim.
belki senin gelmeyeşini.oysa kahveyi hep iki kişilik yapıyorum.ve terliklerini koltuğun altında saklıyorum.bunu da özler miyim? bilmiyorum.kelimeler çalıyorum bazen ,başıboş ,sonsuz ,kalabalık.pencereyi hep açık unutuyorum.
kelimeler gökyüzüne yükseliyor.vakit geceyarısı.00:12

belki gitmeyi özlüyorum.gidip geri dönmeyi,seni beklemeyi,gelmeyişini...
kahve fincanlarını kimsesizlere dağıtmak gibi güzel şeyler düşünüyorum.
bir bekleyiştir sonuçta.masanın diğer ucuna oturup ,karşılıklı kahve yudumlamanın bekleyişi.
güneş ışığı kadar aydınlık.pazartesi kadar yorucu.


okuyorsa okuyucuya not:inan hava çok sıcak ve hiç romantik olamıyorum.ateşböcekleri üşür mü? bilmem ama ,şöyle bir üşümek istiyorum.hatta titremekten dişlerim takırdasın.nankörüm,bu doğru.




25 Temmuz 2017 Salı

işte indim sahneden*

sesini savurtuşun
bin yıl gibi
uzun.

tüm anlamlarından kurtarıyorum kendimi.öylece anlamsız kalıyorum.
kalbim heyecandan yerinden çıkacak gibi olmuyor.
hep aynı şarkıları da dinlemiyorum artık.şarkılar anlamsız kalıyor.

rüyalarım sıcak.
buzulları ikiye ayıracak gibi
denge bozuluyor.

kimseyi daha iyi anlamaya çalışmıyorum.kimseye hak vermek gibi bir amacımda yok.
tüm dünyanın ışıklarını söndürüyorum.
puff.

düşünmüyorum artık.
düşünmek akıllı insanların işi.
söyle ,kalbimi kaç atom bombası gücünde kırıyorlar.


ben bu değilim.yazdıklarım torbadan çıkan tavşan falları.
ben fallara inanmıyorum.
türk kahvesini şekersiz içiyorum.


bazen seni düşündüğümde,tüm ev sallanıyor.hatta tüm şehir.
deprem oluyor.bu çok tehlikeli.

bu bahsi kapatalım.
bana bilmediğim bir şey anlat.
çok zoraki gülümsüyorum.

uzun zamandır kek pişirmiyorum.
evi hep topluyorum.

* bağzıları:zaten kırılmış bir kızsın...










23 Temmuz 2017 Pazar

Leonard Cohen - Dance Me To The End Of Love

-



ne söylesem boşluğa akacak gibi...

hadi dans et benimle...



ruhumun üstüne sinen tozları,silip geçiyormuş gibi..cık,olmadı hiç!bu benzetme.

ya da şeftali kadar tatlı..

19 Temmuz 2017 Çarşamba

liste yaptım.

*elimizde şekersiz kahvelerimiz ,karşı evin sundurmasından bahsediyorduk.sonra uzun uzun sustuk.
sıcaktı.kedi bize bakıyordu.biz kediye .sonra birbirimize baktık.bu şehir bu kadar ,dedim.
kıyısında kaldık biz şehrin.

*şehrin ortasına  yeni bir park yaptılar.kahve yarı yarıya daha ucuz.lakin her defasında değişen genç çocuklar ,kahvemi masaya getirirken hep döküyorlar.ilk yudumu hep dökülüyor daha ucuz olan kahvenin.

*şarkı bitince ,ne yazacağımı unutuyorum.

*miskin miskin uzanıyorken,tepemde vızırdayan karasinekleri hiç sevmiyorum.

*seni bazen rüyamda görüyorum.

*olsun devam ediyorum...

*blog ziyaretçi sayısını artırmanın tüyolarını veriyorlar.
ben aslında bunları biliyorum ama yapmıyorum.yapmayacağım da .kesin bilgi.

*hergün düzenli spor yapıyorum.ve bundan nefret ediyorum.

*saçımıza kimse çiçeklerden taç yapmıyor.sürünüyoruz.

*ayrıca bunları neden yazdığımı bilmiyorum.çok canım sıkılıyor.

*tezer özlü kitaplarını aldım da,acaba almasamıydım diye düşünüyorum.eski bahçe-eski  sevgi.
ama kitabın ismi güzeldi.

*yaşlanıyorum.

*taştan kalp

*sen önceden hep gemilerle giderdin .

*mercimek çorbası


16 Temmuz 2017 Pazar

bi derdim yok :1

sana kendimden bahsediyorum.vapurları sevdiğimi zaten biliyorsun.özgür tüm balıkları,kaçamayıp balıkçı ağlarına takılanları da seviyorum..üzülsem de zaten makus kader deyip kendimi avutuyorum.
olanlar oluyor.olacak olanlar da oluyor.
bir fotoğraf ,çerçevesiz,yıllardır orada kalmış.kutudan çıkarıyorum.arkadaki akasya ağaçlarının serinliği yüzüme vuruyor.uzaktaki tren raylarının üstünden trenler gelip geçiyor.rayların üstündeki sıcaklık parmaklarımı yakıyor.annemin saçları yine çok güzel.ben küsmüş gibi bakıyorum fotoğrafın içinden.başım hafif öne eğik.saçlarım hiç olmaması gerektiği kadar düzgün kesilmiş ,omuzlarımın hemen üstünde.yedi yaşındayım.ama sanki tüm dünyaya küsmüş gibiyim.dünyanın tüm yükü benim omuzlarımdaymış gibi .
yıllar geçmiş,geçmiş gitmiş.her şey değişmiş.saçlarım bir daha hiç öyle düzgün kesilmemiş.bakışlarım öyle kimseye küsmemiş.
sana kendimden bahsediyorum.kendimi bazen bir kitabın en güzel sayfasında unutuyorum.günlerce o sayfada kayboluyorum.
daha uzun yazmak istiyorum.çok uzun.lakin uzun cümleler kurmak bir kenti yağmalak gibi suç gerektiriyor.

not:B.mesaj yazmış.yazılarını seviyorum lakin de ve da larda hala sıkıntı var ,diye.(gıcık)
kendisi edebiyat öğretmeni.editörlerin de para kazanmaya ihtiyacı var,diye cevap yazdım.
editörün olabilir miyim yazmış,(ukela)(çok para kazanacağını biliyor)

sana sonra kendimden bahsetmeye devam edeceğim.


13 Temmuz 2017 Perşembe

işin özünde


sen kelimelerini devirte devirte kuruyorsun şehirlerini.şehrin bir ucundan diğer ucuna kırlangıçlar göç ediyor.beni sevmiyorsun.çünkü sevmek bilinç kaybı gerektirir.şiirleri seviyoruz ikimizde.eski tümceler kuruyoruz çoğu zaman..hüzün bir çıkmaz sokak gibi  duruyor adres defterimizde.geriye dönemiyoruz.geriye dönmek inkar gerektirir.inkar, tecrübesiz bir cesaret.bazı şeyler gemileri yakmaya benzemez.biliyorsun;kalp kırıklıkları ballı ihlamurla geçmiyor.

sana daha çok şey anlatabilirdim.içimizde koparttığımız kum fırtınalarından,martı çığlıklarından.lakin sonunu herkesin bildiği hikayeleri anlatmak yersiz ve çok uzun.
aslında kısacası
biliyorum sen  beni sevmiyorsun...







11 Temmuz 2017 Salı

dalmak

rüyalarından bahsediyorsun  tüm yorgunluğunla,uyunmamış bir uykunun içinden çıkıp gelmişsin gibi...gölge gibisin...duvarlara yansıyan uzun parmakların dans eder gibi dağılıveriyor sabaha.
gitmek hayatı meşru kılar mı? sanıyorsun.gitmek intihar girişimidir bu mevsimde.
rüyalarından bahsediyorsun.hiç anlamsız,yarım yamalak kalıyor ,susuyorsun sonra.
ben unutuyorum.kapı aralıklarını,kitap adlarını,yol haritalarını,yazmayı.
kıpırdamayan bir yaprak gibi bunalıyorum.cılız bir rüzgar bir heves gibi gelip geçiyor yanıbaşımdan.
anlamlar arama,anlamlar ütopyadır biliyorsun.kayıp,yitik ve sıcak...
.....
......
......


not:sıcaktan çok bunalmış,denize dalmak,yüzmek,dalmak,yüzmek ve dalmak,dalmak isteyen biriydi.
öyle sıcaktı ki,parmakları yazamıyordu.



9 Temmuz 2017 Pazar

yaramaz

seni bazen çok özlüyorum.
...
sonra çok aradım seni,başka bahçelerde,boş arazilerde,çocuk parklarında,simitçi dükkanlarının önünde, boş bankların altında, tren istasyonlarında...çok aradım seni.
gittiğini biliyordum.sadece kabullenemiyordum.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

ya evde yoksam..

kanlı dolunay diyorlar.yatağın altına saklanıp,günlerce orda kalabilirim.
demeyin öyle.içim ürperiyor.

tam her şey yoluna girmişken,ben spor salonuna gidip spor yapmaya başlayıp ve bu durumdan mutluyken demeyin öyle...

6 Temmuz 2017 Perşembe

fasulye

kırılmış sesine merhem olamam,biliyorum.kırılmışlığınla ilgili şeylere de merhem olamam.
sadece kırılmışlığının sonrasında doğurduğun korkuyu yenmen gerektiğini söyleyebilirim sana.

neden dümdüz yaşamayı sevemiyoruz.dümdüzlük pirinç lapası gibi bir şey olmalı,tatsız ,tuzsuz ama sağlıklı.biz bol yağda kızarmış patatesleri severiz.üstüne ketçap ,mayonezle.sağlıksız ama lezzetli.

şimdi hayatı lapaya ve kızartmaya bağlamak diyete girmemle alakalı mı diye düşünmedim değil.
bu aralar çok dikkatli beslenmediğim için sıkıntı yaşıyorum.en çok yırtık kot pantolunum dar geliyor ona üzülüyorum.çünkü bu bana isyanı ve başkaldırmayı anlatıyor.bu uzun bir konu.

mutsuz bir hayatı sırf başkalarını mutlu edebilmek için neden devam ettiririz?
bu bir soru değil aslında.
vazgeçememiş olmanın acizliği.evet acizlik.acizliğimiz korkularımızla ilgili.korkularımız sonsuz.
korkularımız tüm mutsuzluğumuzu ele geçirmiş.

ciddi konuları çok iyi yazamıyorum.
bugün biometrik fotoğraf çektireceğim ve aslında ne kadar korkunç olduğumu farkedeceğim.yüzümdeki tüm pürüzler,izler ortaya çıkacak.
bundan nefret ediyorum.

sonra pazara gideceğim.sağlıklı yiyecekler alacağım.domates,maydonoz,fasulye felan.

sanırım sıcaklar bana yaramıyor.sabahları ter içinde uyanıyorum.hele ki gördüğüm rüyalar.
iyi ki gerçek değil.yoksa on milyon kez aldatılmış ve tüm dişlerim kırılmış olurdu.uçurumdan düşmüş gibi sıçramalar ise başka bir yazının konusu olabilir.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

gerçekten

ona ikinci el kitapları okumanın güzelliğinden bahsediyorum.
kesinlikle kabul etmiyor..gıcır gıcır kitapları seviyor.
okumaya başlamadan kitaplarını kokluyor.ya da arada durup dururken bir kitabı alıp kokluyor.
ben ısrar ediyorum.ikinci el kitapların daha güzel olduğundan ....inadını kırıp benim kitaplığımı karıştırıyor.merak ediyor.içinden kitaplar seçip soruyor.çoğunu okumadığımı farkediyor.
okuduğum kitapları çok biriktirmediğimi söylüyorum.bazen toparlayıp kütüphaneye ya da köy çocuklarına yolluyorum diyorum.şaşkın şaşkın bakıyor.çok seviyor çok kitap okuyor.annesiyle anlaşma yapıyor .benim telefonla oynamamı istemiyorsan sen de kitap okuyacaksın ,diyor.
bazen beni kızdırıyor lakin ,sorduğu şapşal sorular,çok konuştuğunda boğuk çıkan ses tonu onu daha çok sevmeme sebep oluyor.

....

yazabileceğim çok konu var aslında.
eve döndüm.bir dalı kırıldığında canım yanan canım ağaçlar,ormanlar yanıyor.açık penceremizden
yanık kokusu yayılıyor.ağlayamıyorum.canım dağılıyor sanıyorum.

....

unutmaktan çıldıracağım.bazen hiçbir şey hatırlayamıyorum.benimle ilgili şeyler anlatıyorlar..
hiçbir şekilde hatırlayamıyorum.bunun bir sebebi olmalı.

...

ve çamaşırlar.
yıkıyorum,
asıyorum.
topluyorum.
yıkıyorum.
asıyorum
toluyorum.
onlarca tekrar.

....

aslında şu aralar yazı yazmak bu sıcakta fırından gidip ekmek almak kadar zor geliyor.

...

böyle böyle anlamsızca yazmasam ölürdüm sorunsalı.


22 Haziran 2017 Perşembe

ejderha vardı.

üç resmi görevli gelip bir şeyler anlattılar.sesleri uzaktan geliyordu.karısının harareti beni olaya daha çok çekti.ellerimi durulayıp balkon kapısının önünden kısa bir süre baktım karşıya.bahçe duvarını dışına yaptığı kümesleri kaldırması için bazı evrakları imzalattılar.küçük bir kümesle başlamıştı.bir kaç tavuk,bir horoz dolanıp dururdu kapısının önünde.sonra kümes büyümeye tavuklar çoğalmaya başladı.kümes sayısı üç oda bir salon kadar büyüyüp ,tavuk imparatorluğuna dönüşmeye başlamıştı.
sabah kahvaltılarını balkonda yaptığımız zamanlarda emekli adamı seyrederdik.tam karşımızdaydı çünkü.bazen atleti üstünde  yatak pijamasıyla çıkıp tavuklarıyla haşır neşir olurdu.emekli hayatının kabus olduğunu düşünmeye başlamıştım.evrakları imzaladıktan sonra ilk önce tavukları elden çıkarttı.sonra sırasıyla üç oda bir salon kümesleri yıkmaya başladı.sonra günlerce yıktığı kümeslerin
odunlarını kırdı ve sonra kümeslerin yel esen yerine taşlar dizdi.beğenmeyip söktü.ertesi gün tekrar dizdi.emekli hayatının gerçekten kabus olduğuna inanmıştım.emindim artık.
sonra kendimizi düşünmeye başladım.kümes inşa edip tavuk beslediğimizi,odun kırdığımızı,taş dizdiğimizi...
belki kümeste tavuk yerine ejderha besleyebiliriz.en azından emekli hayatımıza biraz heyecan katabiliriz.kırdığımız odunları kibrit çöpü büyüklüğünde sıra sıra dizebiliriz,ya da ne biliyim..
gezeriz biz gezeriz...hiç gerek yok şimdi durup dururken ejderha beslemeye.

15 Haziran 2017 Perşembe

nasihat

bazen yalan söyleyebilirsin ;dedim.
yüzüme gözlerini açıp baktı.
evet ,dedim;bana güven.
bazen şu pembe yalanlar işte...
mesela ;özlemediysen de ,çok özledim diyebilirsin.
mutlu edebilmek için.
bunun doğruluğuna inanmalısın.
biliyorum sen şimdi,yalan söylemenin doğruluğumu deyip,dengesiz bir insan olduğumu düşüneceksin...
düzgün şekilde son moda kestirdiğin saçlarınla başını başka tarafa çevireceksin.
ısrar ediyorum;seni özledim diye;yalan söyle...

not:aslında deli gibi özledi..ama itiraf etmenin onu aciz bırakacağını düşünüyor olmalı ...

14 Haziran 2017 Çarşamba

sana bazı sebebler sunuyorum.

üstüme eşyanın ağırlığı çöküyor.burdan kaçmak zorunda kalsam yanıma sadece eski fotoğraflar ve mektup kutusunu almak isterdim.
başarı ile tamamlanmış okul belgelerimi felan hepsini bırakıp kaçabilirim.
sanırım bir de yakın gözlüğümü alırım.artık rahat okuyamıyorum gözlüğüm olmadan.
bir nevi yaşlandığımı kabullendiriyor bana.bu büyük hakikat sehpanın üstünde durmasaydı yeni yetme ergen gibi davranmaktan hiç çekinmezdim.

annemle bir akrabasının evine gitmiştik.orada eski fotoğraflara bakarken annem ,babam ve canım abimin olduğu bir fotoğrafa rastladım.bu fotoğrafı abimin albümünde görmüştüm.
annem çok genç ve çok güzel,abimin ilkokula başladığı gün.
anne dedim usulca ben bu fotoğrafı burdan alıp çalacağım.çünkü babamın bende hiç fotoğrafı yok.
ne kadar istemesem,inkara yeltensem de babam o benim.ellerimin,ayaklarımın,sırtımın benzediği babam.
al, dedi annem.babamın içinde olduğu fotoğrafı çaldım işte.şimdi cüzdanımın içinde duruyorlar.genç ve güzel ve mutlu oldukları bir anda ...

babamın fotoğrafına bakamazdım çok genç olduğum zamanlarda.hayatı bilmiyordum ki.hep birgün karşılaşırsak olup olmadık bir yerde ,suratına bile bakmayacaktım.hiç karşılaşmadık.ben arada bir ağladım.üzüldüm.karşılaşmayı bekledim.olmadı.
hayatı anlamaya,insanın hatalara karşı savunmasız kalabilceğini anladığımda anladım bazı şeyleri.aramızda yaşanan birkaç zamandan başka ortak bir geçmişimiz olmadı hiç.suyu nasıl içerdi,ekmeği nasıl bölerdi hiç bilmedim.
ama işte yıllar sonra o albümden babamın olduğu fotoğrafı çaldım.benim olması gereken bir fotoğraftı o zaten.içim rahat o yüzden.

eşyalar diyorum,üstümden attıkça rahatlıyorum.nefes alıyorum.

ama çok yoruluyorum.


 zaten kırılmış bir kızsın



13 Haziran 2017 Salı

mürekkep

yazıların terkedilmiş bir şehir gibi duruyor.
korunaklı kalelerin kimsesiz kalmış,şehrin duvarları griye boyanmış gibi...
yaşlanmayı kabul edemeyen bir kadın gibi davranıyorum kelimelerine..üstüne allı pullu kalemle çizgiler çizip,kendinden yirmi yaş küçük bir kıza aşık olmuş çapkın adamlar gibi dokunuyorum kelimelerinin üstüne..buruşmuş ellerimle taze bir meyvayı dalından koparır gibi bir hevesle..

insan insandan gidiyor,insan şehirlerden,ülkelerden gidiyor,rüyalardan,düşlerden gidiyor bunu kabulleniyorum.bir mecburiyetin arkasına sığınıyorum hem de.

ama insan kendinden gider mi?
cevabını en kestirme yoldan verebiliyorum.ama kabullenemiyorum.sanki verdiğim her doğru cevap,
tüm hayatımı götürüyor gibi...

sen bunları okurken ,ben hala yazıp yazmamakla ilgili hesap tutacağım.
oysa ne çok severdim...dolmakaleme siyah mürekkep çekmeyi.





12 Haziran 2017 Pazartesi

ceza

hissizleşmek gibi bazen...

domatesleri küp küp kesmenin anlam karmaşıklığı...
açıklamak isterdim.yuvarlak domateslerin küp küp kesilmesindeki karmaşıklığı..
boş yere laf çevirmeye çalışıyorum..
içimden neler yazmak geçiyor,bir bilsen bunu.
sonra vazgeçiyorum.
bir çizik atıyorum içimden geçenlerin üstüne.
biz yine domateslerden bahsedelim.sence küp küp kesmek,domateslere yapılmış büyük haksızlık değil mi?hangi domates ister ki bunu,
saat gece yarısını geçince bütün domatesler kurt adama dönüşsün de o zaman görün domateslerin gücünü...

bazen yazdıklarımı kimse okumuyor.yoruluyor kelimeler.yazılsa yok olacakmış gibi hissediyorum..

kızarmış yeşil domatesler...evet evet izlemediysen izlemelisin.kızarmış yeşil domatesler.
ne güzel bir filmdi.


11 Haziran 2017 Pazar

ah!

yazıp yazıp siliyor olabilirim.
silip silip yazıyorda.
bazen her şey anlamını inkar edip gidiyor benden.
bazen tüm inkarlar anlam kazanıyor sonra.
kuşlar göç eder gibi....

hayır aslında yazmak istediğim şey. o kitap,sımsıkı sarıldığım..kuşlar yasına gider.
hasan ali toptaş nasıl yazıyorsun ki böyle,böyle sarılmak istediğim kelimeleri.nasıl yazıyorsun.

8 Haziran 2017 Perşembe

İkiye On Kala - Olmaz Olmaz Deme Hiç (Cover)

-

Annem masal anlatmayı bilemezdi.çünkü annemin annesi de bilmezdi.ninem bir tane masal öğrenmiş,anneme hep o masalı anlatmış.ilkokuldaydım.annemi masal anlatması için baskı altına almıştım.ve bana bildiği o masalı anlatmıştı.allahım dünyanın en korkunç masalı!kabus gibiydi.tam hatırlayamıyorum ama çok korkmuştum.Ders oldu.Bir daha masal dinlemek istemedim..güzel bir masal dinlemeyi hep arzuladım lakin.ama ısrar etmedim.

yıllar sonra anneme hatırlattım bunu.napıyım  Ayşe ,başka masal bilmiyordum ,dedi.

ben masal bilsem de anlatmayı beceremiyorum.fıkraları ve masalları benden dinlemek istemezdiniz.

komik bir fıkra ve içli bir masal bile korkunç bir hal alıyor ben anlatırken.çoukluğuma inin,altta yatan sebebi bulun,demek istiyorum o an.



bu şarkıyla pek uyumlu bir yazı olmadı biliyorum.uyumu kaybettim zaten.yazmayı unuttum.unutuyorum her şeyi....dünyadan sıkılıyorum.heveslerimi yitiriyorum.hayallerimi özgür bırakıyorum.felan filan hepsi...

2 Haziran 2017 Cuma

bişey söyleyecektim.bir şey yani.

yalan yalnış hikayeler bana göre değil.
hikayenin aslını unutuyorum.
yazacaksam tüm gerçek hikayeyi yazmalıyım.
sonra sırıtıyor.üstüme iki beden büyük yada iki beden küçük gibi duruyor.
kolları aşağıya sarkıyor hikayenin.
ya da
boynumu sıkıyor yaka kısmı.

ben ne yazdığımı biliyor muyum allahını seversen.


27 Mayıs 2017 Cumartesi

''kendimi çok özlüyorum''

güzel yazılar yazmak istiyorum.

kuru meyve kavonozu elimden kaydı ve ayaklarımın ucunda resmen patladı.sol elimin başparmağı iki yerinden yaralandı.çok acıdı.biraz kanadı.bir an kalakaldım.dünyam karardı sandım.sonra elime yarabandı yapıştırıp cam kırıkları ve kuru meyvaların saçıldığı yeri temizledim.

bilmiyorsun.

gelmedin .

ama

ben

 seni

hiç

unutamadım.

unutmadım.

sonra kek pişti. keki kalıbından çıkarken ortadan ikiye ayrıldı.
tüm işlerim ters gitti.canım çok sıkıldı.

bilmiyorsun.

içimi kemiren

o şeyi.

varlıkla

yokluk

arası bir

şey.


sonra gece oldu..uyuyamadım.saat üç oldu.üç buçuk oldu.uyuyamadım.bunlar iki gün önce oldu.


bilmiyorsun.

cevapsız

mektuplar

büyük

yaralar

açıyor...



25 Mayıs 2017 Perşembe

Göksel - Isırgan (Official Video)

-



eve bayıldım,bi de kediye.klip komik mi olmuş.bilmem belki de.

ama klibi romantik bulmam felan gerekebilirdi.

ne diyorum ben.öykü yazmaya başlamıştım.değişik bir teknik yapıyordum.yarım yarım bekliyorum.devam etmeye korkuyorum.

biraz sonra dereotlu peynirli poğaça yapacağım.ama çok güzel.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

parmak uçları

çiçekleri sulamak zerafet gerektirir.
bunu öğrenmelisin.ve hayatı anlamaya tam bu noktadan başlayabiliriz.

canım sıkılıyor benim.
 canım yazmak istiyor.
görmelisin
beni görmelisin.
satırların içinde.


14 Mayıs 2017 Pazar

başımın üstünde bir erik ağacı

 


rüyalar garip..

dokunuyorsun.ama bunu hissedemiyorsun.ya da tam tersi.dokunduğunu hissediyorsun lakin dokunamıyorsun.






teknoloji tasarım

hangi role girsem ölüyorum ,diyor adam şarkı da.

yaşıyorsak 




haditümkelimelerinüstünüçizelim.

11 Mayıs 2017 Perşembe

saklı

ö. aradı.çok yorgunum ,dedim.
aynı kişiyle,aynı tür sorunları yaşıyor.

ben çok yorgunum dedim.kendimi dar bir odanın içinde kalakalmış hissettim aylarca dedim.sıkışmış hissettim.duvarları yıkabilirdim hem de tüm gücümle.ama yapmadım.yıktığımda kendimde çıplak kalacaktım.ve sonrası daha yorucu olacaktı.o çıplaklık tüm ruhuma zift gibi yapışacak ,onu kazıyıp çıkarmak beni dermansız bırakacaktı.tekrar örtünmek ,o sıcaklığa tekrar ulaşmak...

düşünme ,dedim.hiç düşünme,her şeyi oluruna bırak ve geceleri uyumayı dene.
ben geceyi ve gündüzü karıştırmıştım.

bazen öfkeyle davranıp öfkeyi içinde büyütüp kendini gebertiyorsun.gözlerinin ışığı sönüyor.yüzüne anlamsız bir hüzün çöküyor,kendin olmaktan vazgeçiyorsun.
kendini tanıyamıyorsun.

hiç gerek yok,dedim.hiç gerek yok.

ben biraz iyileşmeye başladım.kendi merhemimi kendim yaptım.yaralarıma sürüp üfledim.çok yanıyordu her yanım...

şimdi bekliyorum.

neyi bekliyorum.

bu daha uzun bir hikaye.daha sonra yazılması gereken.

gidip biraz daha merhem yapayım.


sen de ister misin...hıı?

ADAMLAR Yanmış İçinden (Rüyalarda Buruşmuşuz)

-



sevdiğim şarkılar için kavga edebilirim.hem de yüz kaplan gücüyle...





 ''Yanmış içinden
Söylenmez, dile gelmez
Kuyunun dibinde
Çalar eski bir şarkı
Yanmış içinden
Merhemi yok, bulunmaz
Gizden gölgeden
Yürür yarası saklı''





10 Mayıs 2017 Çarşamba

haberim yoktu ,yanımdaydın.

düşünmekten vazgeçiyorum.

öylesine uzandığımda vazgeçiyorum.
pencereden baktığımda vazgeçiyorum
çayı bardağıma doldururken vazgeçiyorum en çok
kahvenin yanındaki kırık bir parça çikolatayı geri yerine bırakıyorum.
seni düşünmekten vazgeçiyorum.






kimseler

günler geçiyor...

şiirlere inancım azaldı.
denize inen dar sokaklar sadece bana mı büyülü geliyor?
sırf bunu yaşayabilmek için bir üst caddeden yürüyorum.
her seferinde heyecanlanıyorum.
denize inen sokaklar...
Tanrım ben mucizelere inanıyorum.
bu günah değil değil mi?


zaman makinası olsa ve ben

1.bölüm

meşhur zaman makinası öyküleri


2.bölüm
1987

3.bölüm
 13 yaşındayız.
apartmanın içindeyiz.pınar ağlıyor.evlerinin dışkapısından içeri girdiğinde dayak yiyeceğini bile bile içeri girmeyecek.hayır bir kere girmişti o kapıdan içeri.
ben buna engel olacağım.
bunu engellediğimde yazgıyı değiştirmeyeceğim.
ama seneler sonra aynı olayı hatırladığımda içim sızlamayacak.
şeref abi seni hiç sevmiyorum.


seneler sonra pınar'ın eski mahallemize taşındığını öğrendim.ve evine gittim.sanırım 16 yaşındaydı evlendiğinde.pınar'ı gelinliğiyle gördüğümde çok büyümüş olduğunu düşünmüştüm.aynı yaştaydık.
pencere'den dışarıya bakmıştım.bunu kabullenmek bana zor gelsede yaşadığı evden kurtulduğu için çok sevinmiştim.
bana kurabiye ve çay ikram etti.iki çocuğu olmuştu.benim o zaman sadece kızım vardı.
sanırım 22 yaşındaydık ikimizde.
nasılsın ?
diye sordum.
yazgı değişmiyor;
abimden yediğim dayakları şimdi kocamdan yiyorum ,dedi.
düşünmeden boşansana ondan, dedim.
düşünememiştim.
o bana ,bunu yapabilecek güce sahip olmadığını söyledi.düşünmüştü bunu çok kez.gidecek yeri,sığınacak bir dalı olmadığını anlattı.

ona kendi başına sımsıkı ayakta durabilirsin demek istedim.buna ben inansam da onun kesinlikle inanmayacağını biliyordum.

geriye dönsek ne olur ki ;
neyi değiştirebiliriz.neyi değiştirebiliriz.değiştiremeyiz.

sonra pınar'ı bir daha hiç görmedim.
yazgısını değiştiremediğim pınar'ı bir daha görmek istemedim.





8 Mayıs 2017 Pazartesi

sıradaki

çok yorgunum.biri ayaklarımın altındaki bu sızının beni öldürmeyeceğini söyleyebilir mi?
sürünüyorum.

5 Mayıs 2017 Cuma

sindirememek

durmadan bir şeyler yapıyorum.örgü örüyorum.dikiş dikiyorum.kolye yapıyorum.kafamı boş bırakmamalıyım.gereksiz şeyler düşünmek istemiyorum.insanları istemiyorum çevremde.evet bazılarını hala çok seviyorum.ama bazılarını artık hiç sevmiyorum.yaşı ne olursa olsun gelişememiş insanları sevmiyorum artık.menfaat düşkünlerini,hırsından delirecek gibi olanları sevmiyorum.ve hiç bir şey yapmamış gibi davrananları ve sabrımı sınayanları.bakmıyorum onlara,yanımda durduklarında ve konuştuklarında duymuyorum,duymuş gibi kafada sallamıyorum.sadece gözlerimi karşı tarafa çeviriyorum.anlatmalarına izin veriyorum.ses çıkarmıyorum.bazen aklım almıyor,nasıl diye yoruyorum kendimi.ama yapmış ,olmuş işte ,nasılı kendime sormak beni yoruyor.kendi nasıl soruma bir cevap verememek.

2 Mayıs 2017 Salı

27 Nisan 2017 Perşembe

2.

hayatım
bir
çizgiye benziyor
ve
ben
cetvelle
bile
düz
çizgi çizemiyorum.
sadece
el yordamı ile
varıyorum bitişe
yamuk
yumuk
ve
dağınık
ama
sonuca varan.
zira dümdüz
çizmek
için cetvel
kullandığımda
sonuca varamıyorum.
bir
milim bile olsa
yana
kayıyorum


1.

rüzgardı,
o,
ufacık
eserdi
tatlı
ve
ılık,
omzumu
ona
bırakırdım
tüm
yaz
akşamlarında


Son Feci Bisiklet - Zaman Yok

-

dilime dolandıysa demek ki...

ama insan alışıyor,alışıyor,alışıyor...

26 Nisan 2017 Çarşamba

kolaylık var

inşirah suresine denk geliyorsun,kalbinin sıkıştığı yerindeyken...şükürler olsun.

sahne

“ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...” W.Shakespeare


hepimizin oynadığı bir oyun vardır evet.
puzzle yapar mesela insan;bütüne ulaşmak için doğru parçaları yerine yerleştirir.tüm parçalar yerleştiğinde tüm gerçek karşısına çıkar.oyunu bitirir.
domina taşını dizer sırasıyla,bu büyük dikkat gerektirir.her taşı bir diğer taşa olan uzaklığı,rüzgarın esintisi,ters bir haraket oyunu bitirir.lakin hesapta olmayan tek şey,oyun bittiğinde taşlara kendi dokunur.ve tüm hesaplarını,tüm emeğini yine kendi elleriyle yıkar.ve oyunu bitirir.
ve santraç oyunu en zeki olanlara bırakılmış bir oyundur.karşı karşıya oynanan bir oyundur bu.güçler aynıdır.oynayanların tüm hamlaleri akılını kullanarak yapması gerekir.ve en son şah çekmesi.mat olan oyunu kaybeder.
yıllardır düşünürüm.bir kere kendi kendine santraç oynayan bir adam görmüştüm.bir siyah taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor.bir beyaz taşların olduğu sandalyeye oturup hamle yapıyor ve şah çekip mat oluyordu.ve sonuçta yendiği için mutlu oluyordu.ama aslında yenilende kendisiydi.bunu bilmiyor muydu? ben bu sorunun cevabını henüz bulamadım.bir bilen gören var mı?çünkü ben ne kadar iyi oynarsam oynayım bu sahne de bunun cevabını kesinlikle bulamayacağım.çünkü santraç oynamasını bilmiyorum ve öğrenebilecek bir zeka seviyesine sahip değilim.

25 Nisan 2017 Salı

tanrı her şeydeki doğruyu görür.

aslında dizi bağımlısı bir insan değilim.baştan sona kadar izlediğim bir dizi var desem yalan olur.Sadece bir tavsiye üzerine izlemeye başladım outlander'ı.1.sezon 16 .bölümü izledim en son.
bu bölüm yıkıldığım,kahrolduğum,ağladığım,yutkunamadığım sahnelerle dolu.yüzyıllarda geçse insanın en büyük düşmanının nefsi olduğunu bir kez daha gördüm.
dizi de oldukça sert sahneler var.mouse tıklayıp sahneyi ilerletebilirsiniz,bunu biliyorsunuz.bu cümleyi yazma sebebim ,izleyici yorumlarını okurken denk geldiğim bazı ifadeler.bir dizi izlerken ne din değiştirirsiniz,ne soy,ne cinsel tercihinizi değiştirirsiniz.
ben bu dizinin içinde öyle çok şey gördüm ki,öyle çok ders çıkarıyorum ki.abartıyor olabilirim.abartmayı  seviyorum zaten.her şeyi abartırım bu bir gerçek,üzüntüyü,acıyı,sevgiyi,yemek yemeyi,paylaşmayı,öfkemi,hayal kırıklıklarımı,dostluğumu,...
dizideki gibi bir zaman değişimi yaşamak istemem.sadece zamanda geri dönüp değiştirmek isteğim zamanlarım var.ama bu henüz gerçek değil.hata yapıyorsam bir daha aynı hatayı yapmamayı da öğreniyorum.bilime ve ilime güvenim sonsuz .belki bir gün geri dönüp düzeltme şansımız olabilir hatalarımızı.ama o zaman insan olmayı unutur muyuz emin değilim.
öleceğimizi bilsekte ölüm saatimizi bilmemenin Tanrının bize en büyük lütuflarından biri olduğuna inanıyorum.

dizi de şöyle bir söz geçiyor ''  Tanrı her şeydeki doğruyu görür..sendeki doğruyu da biliyor''

izlemek isterseniz
1.sezon 16 bölüm

24 Nisan 2017 Pazartesi

yarış

sen tutkularını al gel  ,yalan sevişlerini al,çokmuş gibi yaptığın her şeyini al,tüm yeteneklerini,en pahalı meyvayı al gel tezgahından,
ben bir turuncu alırım yanıma,belki küçük bir bulut.dalından bir çift kiraz alırım.





23 Nisan 2017 Pazar

panzehir

kitapları raflara ,kedileri kalbime dizdim.sarı tüylü ,tombul kediyi kalbimden çıkarıp masanın üstüne koydum.parmaklarımı ,kulaklarında gezdirdim.alnını okşadım,gözlerini öptüm.sonra hikayesini yazdım.aldım masadan geri kalbime koydum.sonra sırasıyla siyah kediyi,gri kediyi,beyaz kediyi sevdim.hikayelerini yazdım.
anlamsız gibi görünen lakin içine binlerce anlam sığdırdığım kelimeleri yanyana dizdim.
kediler bizim peyniri sevmiyor.ucuz peynir alıyorum diye bu tavrı takınıyorlar sanırım.önlerine fırlattığım peynire önce heyecanla koşuyorlar.sonra kokluyorlar.sonra geri çekiliyorlar.mahalle pazarından alıyorum peyniri .bir kalıp peynir alabilir miyim ? diyorum satıcıya.en ucuz beyaz peynirden açıkcası.peynirle aram iyi olmadığından.yoksa zeytinin en pahalısından alıyorum yarım kilo.öğlen arası çok acıkırsam zeytin ekmekle karnımı doyuruyorum.doymak demesekte bastırıyorum.
bastırıyorum işte.açlığımı bastırıyorum.öfkemi bastırır gibi.öfkemi bastırmak için kediler ve kelimeler yeterli geliyor.tanıdıklarım  anlatsam da ne hissettiğimi anlamayacak.biliyorum.anlamayacak.boşver diyecekler.değmez diyecekler.ama ne hissettiğimi bilmeyecekler.karnıma doğru akan şeyin ne olduğunu bilmeyecekler.kalbin içinden sızan şeyin ne olduğunu.ben sızan zehrin beni yoketmemesi için kedileri yazacağım.zeytinden bahsedeceğim...

.....
sosyal medyadan tüm fotoğraflarımızı sildim.boyuna ulaşabilmek için parmaklarımın üstünde yükseldiğim ,aynı boyda görünmemiz için onun dizlerini kırıp  baacaklarını eğdiğini kimsenin görmediği fotoğraflarımızı da sildim.bu bana önceden saçma gelirdi.neden insanların arasındaki bağlar koptuğunda fotoğraflarını siler ki derdim.eskiden de olurmuş.eski insanlar fotoğrafları silemediğinden keserlermiş.ama işte ben de yaptım.sildim.öfkeyle sildim.onu bir daha görmemek için sildim,görmemek için sildim.bilmemek,hatırlamamak için sildim.sevgim bitti.nefretim bitti.zehri kaldı.

22 Nisan 2017 Cumartesi

bazen solacağım ama

yaptıkları;

beynimin içine  bir ur gibi yerleşti.düşünmeyeceğim dedikçe,tekrar tekrar dönüp o uru kazımaya başlıyorum.deşeliyorum.hayret ediyorum,inanamıyorum.eminim bir süre sonra bu duygudan kurtulacacağım.bahara karışacağım.türk sanat müziği dinleyemeye devam edeceğim.elbette.

20 Nisan 2017 Perşembe

yapıcı eleştiri

pinterestte örgü örmüyorsun,
instagramda kahve içmiyorsun,
facebookta laf sokmuyorsun
söyle bana sen kimsin?
yoksa dünyaya binlerce ışık yılı uzak mısın,
hiç olmadı seyrettiğin dizileri yazsaydın,
sevgiline aşk hikayeleri yazmasanda olurdu,
okuduğun hiç mi kitap olmadı,altını çizdiğin satırları paylaşsaydın.
ben de sana yorum yazsaydım.
cahil misin anlayamıyorum seni.
twitteri unuttum sanma,
kaç karaktere sığar ki yalnızlığımız,

bunu hemen şimdi yazdım,böyle rap tarzı söylüyorsun ve ışık yılı uzak mısın derken,dümdüm tek tek diye vurmalı çalgı taklidi yapıyorsun, sonra acun abi beni dominik'e götürsene...


19 Nisan 2017 Çarşamba

yorgunum

derin ve korkulu bir rüyanın içindeymişim gibi bir his,
onlarca kez uyanıyormuşum da aslında hiç uyanamıyormuşum gibi,
anneciğim saçlarımdan öper misin?
küçük bir çocuk muşum gibi öp.
hiç büyümeyecek mişim gibi sarıl.
çok büyüdüm.bu en büyük kabus.
ve bunu kabullenmek karabasan.
beni saçlarımdan öp ve sarıl bana,
zamanı şaşırtalım.nereye döneceğini bilmeden ilerlesin ibreler,
gündüzleri yıldızlar doğsun gökyüzünden,geceleri güzel rüyalar görelim hiç uyumadan.
bunları sana yazıyorum anneciğim,
şefkatine muhtaçmışım gibi yazıyorum.
büyümüşüm gibi yazıyorum.korkudan ağlıyormuşum gibi yazıyorum.
onlarca kez uyanıp hiç uyanamıyor muşum gibi yazıyorum.
beni saçlarımdan öp anneciğim,şefkatinle yıka.




vebal

çürümüşlük kokusu..
muz kabuğunun çürümesi gibi değil.
sepetin dibinde unutulmuş küçük bir patatesin çüremesinden bahsetmiyorum.
elbet biliyorum,bunlar da kötü kokuyor.vıcık vıcık bir koku.
ama ruhun çürümesinden bahsetmek istemiştim.
biliyor musun çürüyor ruh,
bedenin çürüdüğünde ortaya saldığı kokuya benzese de daha feci bu..
biliyor musun? başta güzel kokuyor ve aldanıyorsun.
çekici,cazip,dost, gibi ama yaklaştıkça ve bütünleştikçe ruhun gerçek özüne vardıkça anlıyorsun,çürümüşlüğünü,,içinde üreyen kurtçukları,vıcık vıcıklığıyla başbaşa kaldığını..
dönüşü yok üstelik.üstüne siniyor kokusu ve yaşanmışlık olarak yakana yapışıyor.
mecbursun böyle yaşlanacaksın.biriktirdiğin ve kötü bir anı olarak aklına kazıdığın çürümüş ruhlar ve yavaş yavaş çürüyen ruhunla ölümsüzleşeceksin.
bin kere ölsen,tekrar doğsan da değişmiyecek bu hikaye.
vebalini Tanrıya ödeme zamanı gelip çattığında...

sezon


Outlander personality quiz: Who are you?-

kahvaltımı çabuk çabuk yapıyorum.bulaşıkları çabuk çabuk yıkıyorum.yerleri çabuk çabuk siliyorum.
sonra diziye kaldığım yerden devam ediyorum.bu aralar köstebek gibi yaşamak istiyorum.kafamı dışarı uzatasım yok.

foto netten alıntı.

13 Nisan 2017 Perşembe

açlık

sonra her şey yazıya dönüşüyor.(şey'i her zaman ayrı yazmam gerektiğini öğreneli,her şey daha zor geliyor.duygularım azalmış gibi hissediyorum.)
bir tatlı kaşığı şeftali reçelini yazabilirim.şeftali kokusu geçmiş yazları hatırlatıyor.geçmiş birçok yaz.
bir kaşık şeftali reçelinin içine bir ömür sığar ,diyorum sana.bin dokuz yüz seksen yazından bahsedebiliriz.bin dokuz yüz doksan sekiz yazından bahsedebiliriz.ikibindört yazından.değişen şehirlerden,uykusuz gecelerden,kalabalık sabahlardan bahsedebiliriz.ikibinonüç yazından ...ayrılmışız,ege sahilleri ,terden alnımıza yapışan kahküllerimiz.elele tutuşsak avuçiçlerimiz tutuşuyor.,şehir nemden buharlaşıp kaybolacak gibi duruyor.sonra alışıyoruz.şehirle birlikte biz de kayboluyoruz.
sonra başka şeyler...yumuşak bir kurabiye hamuru hazırlıyoruz.yıldızlı kalıplarla hamuru kesiyoruz.ve tam onaltı tane yıldızlı kurabiye yapıyoruz.(ben en çok yıldızlı kurabiye severim.sen istersen tavşan kurabiye yapabilirsin)
her şey yazıya dönüşüp,sonsuzlaşıyor.(biz de sonsuzlaşabilir miyiz?)
saat 09:52
kahvaltı yapmadım.
çayın altını açabilir misin?

daha birçok şey


yanyana

yüzünde kaybolan bir gece gözlerinin tam altından yere düşüyor.
toparlarsam dağılıverecekmiş gibi,siyaha çalan koyu mavi gözlerin .



yürüyorum içimde

9 Nisan 2017 Pazar

evvel zaman içinde

beni bir kuyuya ittim yusuf.
kimse yoktu,kimse bakmıyordu,kuşlar bile uçmuyordu,
saatini hatırlamıyorum,
mevsim bir sonbahardı,
belki zaman durmuştu...
ben yaptım yusuf
ittim kendimi kuyuya,
yıllardır bekliyorum,
elimi uzatamıyorum,sesimi çıkaramıyorum.
yağmurlar yağdı,
çiçekler açtı,
geceler,gündüzler,aylar geçti üstümden,
nerdeyim,hangi gözdeyim,hangi sözdeyim
bilmiyorum.
bekliyorum.

Ahmet Ali Arslan @Akustikhane - İçimde Bir Dağ #Akustikhane #sesiniaç

-



''içimde bir dağ taşırım ''

3 Nisan 2017 Pazartesi

sessizlik

şimdi yanıbaşımda uzun bir sessizlik gibi duruyorsun.konuşsak iklim değişir.kuşlar göç eder.kelimeler hecelere bölünür.susalım.zamanın gerisinde kalmış gibi susalım.susmanın asaletiyle
bir tarih yazalım.medeniyetler değişsin susalım.nehirler kurusun,coğrafyalar değişsin.biz değişelim.
susalım.

31 Mart 2017 Cuma

başka bir şey

yeni bir başlangıç gibi duruyor mutsuzluk karşımda.yazlık elbisenle dışarı çıkmışsın mesela.birden yağmur yağmaya başlıyor,yeni pabuçlarınla koşamıyorsun.rengi beyaz veya kırmızı belki de siyah bir otomobil (marka ismi yazmıyorum,bence tüm otomobiller aynıdır ve gereksiz yere sol şeritten giderler) su birikintisinin  üstünden hızla geçer ve sadece bakakalırsın arkasından.gideceğin ya da geri döneceğin yerin tam ortasındasındır.gitsen olmaz,dönsen olmaz.en kestirme yol bir pervazın altıdır.saklanırsın.yağmurdan saklarsın kendini.sonra yanında kediler vardır.ayak parmaklarının uçlarını sabitleyip topuklarını havaya kaldırıp dizlerini kıvırıp yanlarına oturursun(tasvir nasıl oldu,olabildi mi)

yazdım .tam silecektim.lakin eğer silersem bu çıkmazdan kurtulamayacağım.
başka bir şey anlatacaktım.aslında iyi bir giriş yapmıştım.oraya kadar silip başka bir hikaye uydurabilirdim..vazgeçtim.günahta.benim,sevapta benimse,kalsın böyle.belki lazım olur.

30 Mart 2017 Perşembe

etme

pencereyi açınca içeriye kuş sesleri doluyor.içeri kalabalıklaşıyor.beyaz boyalı duvarların üstüne dokunuyor kuş sesleri.bir kırlangıç,iki küçük serçe,üç tane beyaz güvercin,iki sığırcık ve adını bilmediğim kuşların sesleri.pencereyi kapatıyorum.sesler uzaklaşıyor.eşyalar yerli yerinde.masanın yeri aynı,berjerlerin ortasında yuvarlak üç ayaklı sehpa,biraz eski ve üzerinde uzun güpürlü örtü.bir kristal vazo ve içinde pembe bir demet çiçek.

bunları neden yazdığımı düşünüyorum.içimin sancısını bastırmak için.
yoksa elimi kalbimin  üstüne bastıra bastıra sancıyı tüm vücuduma dağıtacağım.kalbimden sıçrayıp
parmaklarımı,midemin üst tarafını,genzimi ve avuçlarımı saracak bu sancı.
ne yapacağımı bilemiyorum bazen.bilemiyorum.
pencereyi açıyorum.içeri kalabalıklaşıyor.

etme

25 Mart 2017 Cumartesi

23 Mart 2017 Perşembe

bu da böyle bir hikaye

düşünceler dağılır,
küçük siyah kedi gül ağacının gölgesinde,belki güzel bir düş görüyordur,
bir teknede balık tutuyordur kendine.
belki ben küçük tümceler kuruyorumdur,bulaşıkları yıkarken,
karanfiller hangi mevsimde tomurcuklanır.
kalbimde bahar temizliği yapıyorum...bu fikir şahane,
tam bahar güneşi ısıtırken düşüncelerimi,
çiçekli elbiseler dizilmişken dükkan önlerine,
kaldırımdan geçemiyorum .
sonra bir şarkı dinliyorken ,
yazmak istiyorken her şeyi,
sana,
sana ,
yazmak istiyorken,
deviriyorken cümleleri,
küçük siyah kedi bana bakıyor.
saçımdan bir tutam tutup ,çekiyorum.


Simge Pınar - Yeni Bir Hayat | Sofar Istanbul

-

''kalbi ortadan kaldırıp , yeni bir hayat kur şimdi bana ''

8 Mart 2017 Çarşamba

6

elimize tutuşturulan üç tane kırmızı karanfil bizi çok değerli hissettirdi sekiz martta ölü toprağın üstüne dalından gelişigüzel kesilen karanfilleri koymak gibi.bana üç tane verdiniz dedim(ffazlaydı)şansınıza ne gelirse dedi,elimize kırmızı karanfilleri tutuşturan görevli kadın.şansımıza ne çıkarsaydı.şans ,şansımız,şansla üreyebilen kelimeler çoğalır.... şaannssıımıza.

7 Mart 2017 Salı

bölük pörçük

bir keresinde annem kopan çiçeğinin dalını yapıştırmıştı,gördüğümde şok olup ,susakalmıştım.
annecim dedim kırılanlar yapıştırsan da tutmaz.belki tutar ,dedi.
annem ne dese doğrudur.
belki tutar.

5 Mart 2017 Pazar

5





4

çiçeklerin kuruyan dalları temizlendi.sulandı.güneş ışığını yaprakların üzerine damlattı.
çamaşırlar kurudu.

canım sıkılıyor.

17 Şubat 2017 Cuma

sadece

çok telaşlıymışım gibi görünen ama durağan zaman dilimleri...saatlerin yetmediği lakin hergün aynı şeyleri yapmak yorucu.bazen sadece düşünmek istiyorum.uzanıp gözlerimi kapatıp uzun uzun düşünmek istiyorum.gereksiz olan her şeyi.
yazı yazabilmeyi özlüyorum.eskiden olduğu gibi.yazdığım her satırda heyecanlanabilmek...uzun seneler geçmiş gibi üstünden.tümcelere bağlanabilmek,okurken aldığım keyiften tırnaklarımı kemirmek istiyorum.okurken gülümseyebilmek,ağlayabilmek istiyorum.nerede bıraktım heyecanımı,ah çekişlerimi,sevinçlerimi nerde bıraktım.bilmiyorum.

içleniyorum.



şarkı

5 Şubat 2017 Pazar

ket


beni mutlu eden bir takip.sokak kapısından çıktığımda beni karşılayan,yağmur suyuyla oluşan küçük göllerin içinde adımlayan küçük ayakları ve sarı ,siyah arada beyaz tüyleriyle arkamdan,ayaklarımın yanından benimle birlikte yürüyen ve benim kalbimi yumuşatan şey.
cümle çok uzun oldu
kısaca söylemek gerekirse
küçük bir
sokak kedisi.

sizin de olsun.

4 Şubat 2017 Cumartesi

28 Ocak 2017 Cumartesi

göç

kirli sakallarını kaşıyor şimdi yüreğim.
işte öyle geçkin.öyle geçtim.
ben .
kuş masallarından.


17 Ocak 2017 Salı

Rupa & The April Fishes - Neruda

-



yağmurdan kaçarken,başbelası bir gülüşe yakalanmış gibi mahcup





15 Ocak 2017 Pazar

bazı cevaplar neden bunca sorular

bölük pörçük rüyaların içinde koşuyorum,
yarım yamak sözcüklerin içinde
gerçekleşmeyecek hayallerim ve ben
balkondaki çiçeklere su veriyorum
oysa sağanak yağmur yağarken
gökyüzüne bakıyorum akşam olmuşken
hiç yıldız kaymıyorken
bir şarkı dinliyorum
tam her şeyi unutmuşken

13 Ocak 2017 Cuma

rest


adam çıkardı masanın üstüne kalbini koydu,
masa da masaymış ha!
bana mısın demedi


11 Ocak 2017 Çarşamba

babama mektup

içimin ayazı esiyor karlı çocuk bahçelerinde
kucağına koşarken düşüyorum.

babamı hatırlıyorum .bir yaz günü.sepetinde çürümeye yüz tutmuş küçük yeşil elmalara dokunuyorum.sonra tekrar elimi çekiyorum.çocuklar içinden konuşur mu ? bilmiyorum anneciğim.içimden konuşur gibi özlüyorum seni.
babam beni hiç sevdi mi ? niye bilmiyorum.
kızlar babasının gögüs kafesinde yaşamak isterler.kahraman ve güçlüdür babaları? benim babam.gögüs kafesinde asılı kalıyorum her seferinde ne içinde kalabiliyorum.ne dışında.
ben senin gögüs kafesinde asılı kaldım babacığım .ne düştüm,ne doğruldum.öylece kaldım.üstümden çok rüzgarlar esti.çok yağmur yağdı saçlarıma,gözüme güneş ışığı vurdu tüm sabahlarda,geceler boyu uyumadığım zamanlar oldu.büyüdüm babacığım büyüdüm

bil ki, ben seni affettim ve bilmediğim bir özlemle sevdim.

her şey evvela kader ,evvela nasip
kader böyleymiş babacığım,ne yapalım.

belki yaşadığımız hayatı tekrar yaşama fırsatımız olsaydı,ben senin kucağında oturmuşken,sen beni tam öpüyorken çekilmiş siyah beyaz bir fotoğrafımız olurdu elimde ve ben ona bakarken ,seni özleyip hem de çok özleyip ,ağlardım.

olmadı babacığım,ben senin kucağına oturamadım,sen beni hiç öpmedin belki de.ama ben ağladım babacığım.
çok ağladım.


yıllar sensiz de geçip gitti.ben pınar'la kavga ettim.murat hep saçlarımı çekti,gözlüklerimden hep nefret ettim.
yüzmeyi çok geç öğrendim.bisiklete binmeyi hiç öğrenemedim .
kuşları hep çok sevdim babacığım,hep çok sevdim.keşke bunu bilseydin.
sardunyalar hele ki,içimin sevinci oldu.fesleğenleri de sevdim çok ,papatyaları da ama en çok sardunyaları.
sardunya yapraklarına kar yağdı dün babacığım.ben seni hatırladım.her taraf çocuk sesleriyle çınlarken  ben seni hatırladım.

kar yolları kapattı.üşüdüm.ayaklarım buz kesti.

hayat insanı ne çok yoruyor ,ne çok değil mi? babacığım.

bu sana yazdığım ilk ve son mektup belki de.rahat uyu.
ben seni hiç unutmadım.










6 Ocak 2017 Cuma

Uğur Uras Usta - Gayret et güzelim (Cover)

-





böyle güzel söylemeseydin.



pembe cehennem çiçekleri açar

yazıp yazıp yırttığım mektupların hatırına
anla;


yanağımdan süzülen gözyaşlarının içinde saklanan hüznüm,
kalemimin  ucundan fışkıran cehalet
ve
savrulan ıslanmış saçlarım ,
üşür .
yüreğim.

4 Ocak 2017 Çarşamba

yazmaya meyilli

söylemiştim;
şimdi yazdığım tüm kelimeler okyanusa düşen kuru bir yaprak gibi ağır ve yalnız sürüklenip gitmekte.

rüzgar ters yönden estiğinde,tüm şiddetiyle savrulur.
sonra belki bir kuş tutup dalından uçurur.

sarışın kadınların,lacivert ceketli adamların,ruhu genç kalanların,hep içimizde saklanan çocuklukların,
yoklukların velhasıl çoklukların,güçlülerin ,çok aşıkların ,parmak uçlarına düşer.

bazı kelimeler,kelimeler keskin kör bir bıçak

zalim.