16 Ekim 2017 Pazartesi

acının ilacı

dün biraz kırılmıştım galiba.hak etmeyen şeylerin her alanda takdir görmesine.gündemde kalmak adına tuhaf şeyler yapılmasına.tuhaf şeyler yapmak bazen güzeldir ama her zaman değil.
kaliteli yazan,gerçekten çok iyi yazanların okunmaması ve laga luga yapanların çok okunması canımı sıkıyordu.ben kendimden bahsetmiyorum.bir bloggera çok iyi yazdığını söylediğimde,o zaman neden çok okuyucum yok ,demişti.
bunun sebeplerini zaten biliyordu.yorum yapmadım.
işte canım sıkılıyordu.sonra dedim ki içimden,ortadoğu yıkılırken sen böyle şeyleri neden düşünürsun ki ,sersem dedim kendime.insanlar birbirini öldürüyor ve neden öldürdüğünü bile bilmiyor.
vazgeçtim yani böyle ucuz şeyleri düşünmekten.
ben artık bildiğim gibi yazarım ve başka şeyleri düşünmem.bunları yazmak istedim.canımı artık sıkmayacağım.
canımızı sıkacak öyle çok şey var ki.öyle çok şey.

(evet dünkü yazım her zamankinden daha çok okundu ...çokta miklemedim..)


adamlar tık tık






''bu kız beni sever''

naifliğimin orta yerinde pijamalarım ve puantiyeli fincanımla birlikte oturuyorum.saçım çok dağınık ve gözlerim şiş.
burnum tıkalı.her sabah böyle oluyor.nefes almak güçleşiyor.
yine gereksiz şeylere kafa yoruyorum.bu benim vazgeçilmez yanım.gereksiz şeylere kafa yormak.

yazar burada çayından bir yudum içti .(yani yazar ben. ahhaa haaa)

böyle herkes bir yazar olmuş canım,benim neyim eksik.biraz kurgu da eksik hissediyorum kendimi.kurgu yapabilirsem olabilecek.zaten ''brautigan'' talihsiz kadın kitabında günlük yazmanın en iyi seçenek olduğunu söylemişti öğrencisine.tam dialogu bulursam eklerim buraya.

evet günlük yazmak!
günlük yazmanın bir cazibesi olmalı bence.cazibe dediysem günlüğün içine ''çok terlemiştim ,bir duş aldım'' gibi kelimelerden bahsetmiyorum kardeşlerim..birçok yerde buna denk geliyorum.sıkıcı laflar edip ,duş aldım yazmak
günü kurtarıyor sanırım.
ben daha okunur ve sıkmayan yazılardan bahsediyorum.

dün meczup kardeşin bir yazısına yorum yazmıştım.aslında çok haklı bulmuştum yazısını.yazınızın içine böyle cezbedici şeyler atarsanız daha çok okunursunuz.mesela tozları sildim,yemekleri yaptım,yedim sonra çok sıkıldım ,bir duş aldım örneği gibi.sonra gelsin binlerce tıklamalar.

yazar burada telefonuna baktı,watsap grubundan gelen bir mesajı okudu.(yazar benim yani ahhaaa ahhha.bu çok hoş)


tekrar konuya dönecek olursak ,
(yazarın biraz kafası dağıldı da,yani ben)

evet! günlük yazmaktan bahsediyordum,
aslında ne yazayım diye düşünmeye gerek kalmıyor ,şöyle ki,
sabah uyandım,pencereden dışarıya baktım,kuşlar ne güzeldi,benim canım kuşlar.sonra bakkala gidip ekmek aldım.
fıstık ezmesi yedim.fıstık ezmesini kendim yaptım.önce fıstıkları temizledim.sonra ocakta biraz ısıttım fıstıkları,rengini çok koyulaştırmadım .ısınan fıstıkları mutfak robotunun içine attım ,iyice parçalandılar.sonra biraz ayçiçek yağı ekledim.sonra iki tatlı kaşığı pudra şekeri ekledim.tekrar robotta şöyle bir karıştırdım.tattaraaamm,işte oldu fıstık ezmesi.canım ısınan fıstıklar.sonra bir duş aldım.
sonra bugün çok işlerim var.malum pazartesi..bıdı bıdı..
gibi şeyler yazabilirsiniz canım...
gerçekten çok kolay .
hem cazibeli,hem öğretici,
binlerce okuma adına,peh peh...

(yani ben,yazının sonunu nasıl bağlayacağını düşünüyordum tam da şimdi)

yani ben bu yazıyı yazarken birazcık oynuyordum oturduğum yerde,omuzlarımı felan oynatıyorum,çünkü son feci bisikletten ''bu kız'' şarkısını dinliyorum.çok keyif alıyorum bu şarkıyı dinlerken.
ama yemin ederim ''biseksüel'' değilim.şarkı çok keyfli ...

ben neler yazdım hiç bilemiyorum .(yani ben.)
hiçte komik değilim .



12 Ekim 2017 Perşembe

düşünme kaybolursun ...

bazen durup durup gülüyorum kendi kendime.aslında hiçbir şey yapamıyor olmanın verdiği bir tepki bu sanırım.bön bön izliyorum haber programlarını.sonra gülme atakları geçiriyorum.sanırım ağlamak istediğim anlarda gülmeye başlıyorum.delirmek böyle bir şey sanırım.ya da kaybolmak böyle bir şey.ne yapacağımı bilememek.dünya,hayat bu kadar karışık, bu kadar kaos, bu kadar kirli olabilir mi? ve bunun kaynağı insan başka hiçbir şey değil.
sonra işte kayboluş.bozulan tepkiler,gülme atakları..ağlamak normal ama gülmek niye.bunu niye yapıyorum bilmiyorum.
 Ö. ile küçük çaptada olsa dolandırıldık.tek sebebi aslında akıllı olduğumuzu sandığımız noktada başlıyor.akıllı geçinip bu kadar saf nasıl olabiliriz ki? sonra işte birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz.sonra nasıl bu kadar saf olabiliriz ki deyip,tekrar gülmeye başlıyoruz.öyle çok gülüyoruz ki,metro istasyon merdivenlerinden inerken sesimiz yankılanıyor.dolandırılan insanları kınamayın!anlık bir şey.belki kendi zaaflarımız,korkularımız ,kıymet verdiklerimiz yüzünden kandırılabiliyoruz.kazık kadar büyümüş olmak,bulunduğun mevki,kültürel yapı,farketmiyor.bir insan diğer bir insan tarafından kandırılıyor.iki saniye içinde oluyor bunlar.bu kadar saf olabiliyorsak müstahak! diyorum .müstahak sıfatının sözlükteki ikinci anlamı

''bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza'' 


yani layık olma var işin içinde.yani biz neye layıksak o.az veya fazla değil.tam kıvamında bir ölçü.şikayet etmenin 
bir geçerliliği yok.ondan dolayı artık başıma bir iş geldiğinde öncelikle kendimi sorguluyorum.ve sonuçta suçlu ben çıkıyorum.ben yanlış davranmasaydım,başıma kötü şeyler gelmezdi.ya da çok çabaladım ve bu başarıyı hak ettim gibi bir sonuç elde edebiliyorum.bu doğru bir davranış mı bilmiyorum.lakin insanlar hiç günahı olmadanda kötü şeyler yaşayabiliyor.sanırım bu başka bir konu.


ben müstahak olmaktan bahsediyorum.


kalbim sıkışıyor!





No  Land......

11 Ekim 2017 Çarşamba

''ama soru sormasan''

lafa nerden başlayacağımı bilemiyorum.iki saat düşünüyorum lafa nerden başlasam diye.sonra konu neydi onu unutuyorum.bazen şaka gibi hissediyorum kendimi.gerçek hayatımda çok fazla konuşmuyorum aslında.yazarken bir şey oluyor.her şeyi yazmak geliyor içimden.buraya her şeyi yazabilirim çünkü.okumadığım bir kitabı okumuş gibi yazabilirim.seyretmediğim bir filmi seyretmiş gibi de ...her şey mümkün.ama dinlemediğim bir şarkıyı dinlemiş gibi yapamıyorum.bu kadar sahtekar hissedemiyorum.şimdi bunları niye yazıyorum.blog haricinde bir instagram hesabım var.face ve twitter gibi sosyal medya oluşumlarımdan kurtuldum.vakit kaybı.instagram hesabımda konu ,komşu,hısım,akraba takibinde.biraz laf sokuşturup bir şey paylaşsam üstüne alınanlar oluyor felan.sana yazmadım valla diyorum sorduklarında.ya da abim , kim üzüyor seni çabuk söyle ,dağıtırım orayı felan diye mesaj yazabiliyor.sonra valla diyorum bir şey yok.böyle bir sıkıntı oluyor instagram hayatımda.orayı kapatmak istemiyorum...aslında boş bir hesabım var.boş duruyor öyle.tanıdık kimseyi eklemeyeceğim kesin.eski baya öyle açık duruyor.yani şurası.ama öylece bomboş.belki gerçek sanal hayatımdan çok sıkıldığımda sahte sanal hayatımdan bir şeyler paylaşırım.paylaşmadan duramıyorum bunu zaten biliyorsunuz.

aslında instagram kullanıcılarına biraz saracaktım burda.her şeyin suyunu çıkarıyorsunuz fenomenler.anket diye bir özellik eklenmiş.ben denemedim.lakin hangi renk çorabı giysem diye anket nedir yahu.cehennemin dibini giy inşallah diye yazamadım ,içimde kalmasın.zaten buraya her şey yazabiliriz.böyle bir meydan ,durma koş.

işim çok ,başka bir ilçeye pazara gideceğim arkadaşımla.pazara gitmek için önce otobüse sonra izbana bineceğim.
maksat muhabbet olsun.
pazara gidince çekip kabak fotoğraflarını instagramda paylaşırsam sakın şaşırmayın.

şarkım canım


9 Ekim 2017 Pazartesi

6 Ekim 2017 Cuma

''kendimi sebze gibi hissediyorum''

balkona çıkıp rüzgarı dinlemek ve serinliğini yüzümde hissetmek bir anlığına da olsa herşeyi unutturuyor bana .bunu buraya edebiyat yapmak için yazmıyorum.hafif serin esen rüzgarla aram hep iyi olmuştur.üşütmeyen hafif huzur veren rüzgarla.
günlerdir kendi kendimle atışıyorum.biliyorum sonuç çıkmayacak.en iyi arkadaşımdan neden artık nefret ettiğimi soruyorum kendime.kullanılmışlık hissi beni kahrediyor.yüzüne tükürmek istiyorum.ve yanlış yaptığım bazı şeyler.
keşke her şey çay dolu bir bardağı düşürüp kırmak kadar basit olsaydı.çocukken bunu yaptığımda kızarlardı.kahvaltı yaparken çay dolu bardağı kırmaktan çok korkardım.tek korkum bu olsaydı şimdilerde.ne güzel olurdu.
kardeşime dün akşam telefonda ben artık ,sesinizi duyup fakat sarılamamaktan çok yoruldum dedim.yoruldum gerçekten.fakat hemen sonra seslerini bile duyabildiğim için şükrettim.ben kendi kendime geliştirdim bunu,isyan edip sonra şükretmek.
insan mutluluk oyunu oynamaya mecburdur.kınamayın.ayakta kalabilmek,sabredebilmek için oynanan bir oyun.
bugün yine ne pişireceğime karar veremiyorum.akşama arkadaşlarımız gelecek.bir şeyler pişirmem gerek.markete çıkmam gerekiyor .bu dünyanın en zor işi bence.markete gitmek.hiç sevmiyorum.(yazarken konu bütünlüğü sağlayamıyorum,ordan oraya)

dün tv izliyordum.çok şişman bir delikanlı vardı.çok şişmandı ,yürüyemiyordu ve tedavi ediyorlardı..
kendini nasıl hissettiğini anlatıyordu;

kendimi sebze gibi hissediyorum burda yatarken ve sadece kollarımı oynatabiliyorum ,demişti.

ben çok etkilenmiştim.

ben de kendimi sebze gibi hissediyordum çünkü.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Hesap ve kitap

ısınsın diye ısıtıcıya su doldurdum.Kahve içmek istiyorum.feci temizlik yaptım.sabah biraz hastaydım.sabah yürüyüşleri yüzünden üşüttüm sanırım.ne sıcak,ne soğuk bana göre değil.ılık olmalı bence hava.sıcakta ağlayan ben ,soğukta titriyorum.bunları buraya yazmamım kime ne faydası varsa.bu benim hesaplaşmam.kimseyi karıştırmak istemiyorum.gidip kahveyi hazırlayayım.

acının ilacı

dün biraz kırılmıştım galiba.hak etmeyen şeylerin her alanda takdir görmesine.gündemde kalmak adına tuhaf şeyler yapılmasına.tuhaf şeyler ya...